Kendisi yaratýldýðý için bütün varlýk yüzü suyu hürmetine yaratýlan Allah Sevgilisi, fani âlemden ebediyet yurduna göçmüþ bulunmakta. Ve peygamber evinde acý bir çýðlýk:
- Koþun, koþun! Koþan koþana... Cihan Sýddýki Hazret-i Ebu Bekir (r.a), bir ân için evine kadar uzanmýþlar. Bu sonsuz acýdan henüz haberi yok. Ya diðerleri? Muhteþem büyük Hazret-i Ömer (r.a) 'den ne haber? Akýl ve ruhu kamaþmýþ, taþ gibi donup kalmýþ. Hazret-i Osman, Hazret-i Ali ve diðer büyükler yýldýrým yemiþ gibi çarpýlmýþ, hareketsiz. Abdullah bin Enis o türlü çarpýldý ki, alýp yataðýna götürdüler. Ruhuna yediði darbenin tesiriyle bir daha kalkamadý. Yine ilk kalkan Hazret-i Ömer. Birden atýldý ve insan aklýný bir bez gibi yýrtan bir sesle gürledi. - Her kim, Allah'ýn Resulü öldü, derse boynunu vururum! Selim akýl timsali büyük ve heybetli Ömer söylüyor bunu. Ve kýlýcý elinde havaya kalkmýþ haykýrýyor: - Hayýr! Peygamber ölmedi. Allah'ýn Resulü ölmedi! Hâl ve keyfiyet, bütün dehþetiyle bu. Hidayete ermiþ ümmetin ulu rahmeti Hazret-i Ebu Bekir yetiþti. Aðlayan, inleyen, kaynaþan insanlarý yardý, hücreye girdi, yataða yaklaþtý. Allah Sevgilisinin baþýnýn üstündeki örtüyü kaldýrdý, diz çöktü. Varlýk nurunun çiçeklerden daha tatlý yüzünü eðilip öptü. Gözleri pýnar pýnar. Ve sakalýna damlayan billur tanecikleri. Sonra, mecnun gözlerle kendisine bakan insanlara döndü: - Nefsimi kudretinin elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, Peygamber Aleyhisselam öldü. |