Biz, binlerce hikmetle dolu haberleri ondan alýr, ondan öðreniriz. Biz, ahrete açýlan mezar kapýsýndan ötesini Kur'an aynasýnda temaþa edebiliriz.
Derim ki, ondan ýþýk alan diridir. Derim ki, ondan ýþýk alamayan bedbahtlar birer mezarsýz ölüdür.
Derim ki, Ab-ý Hayat Kur'an'dýr... Devasýz dertlerin yegâne çaresi yine Kur'an'dýr. Derim ki, yirminci asrýn bedbaht insaný Kur'ansýzlýktan çýldýrýyor. Derim ki, kan çukuruna dönen ve durmadan konuþan aðýzlar Kur'an'ýn hikmetinden mahrumiyetin cezasýný çekiyor. Aziz ve Celil olan Allah buyuruyor: "Ey insanlar! Ýþte size, Rabbinizden bir öðüt, kalplerdeki þüphelere bir þifa ve mü'minler için bir hidayet olan Kur'an geldi." (Yunus Suresi / 57) Kâinatýn Efendisi'nin mucizeler baharýný teþkil eden Kur'an iþte budur. Kýyamet sabahýna kadar âleme ýþýk saçacak olan bu kitaptýr. Öbür peygamberlere ait mucizelerse, hep gelip geçmiþ sadece haberleri kalmýþ þeylerdir. Nebiler Nebisinin mucizeleri böyle mi? Hayýr!.. Varlýk Nuru'nun mucizesi böylece kalmaz, daimi, ebedi ve en üstün olmakla kalmaz, kemiyette de her peygamberin mucizesini geçer. Levlak Padiþahý ve iki cihan güneþi Cenab-ý Mustafa (s.a.v.)'in sayýlamayacak kadar çok olan faziletlerinde en önde gelen sýfat, Nebi ve Resuller zincirinin son, toplayýcý ve tamamlayýcý halkasý olmalarýdýr. Yani Hatemünnebiyyin oluþlarýdýr. Hep o, hep o, elde sancak sancak nur;
Bir baþka faziletleri de bütün âlemlere Rahmet olmalarý. Ve Allah buyuruyor: "Biz seni (Habibim) âlemlere (baþka bir þey için deðil) ancak rahmet için gönderdik." (Enbiya Suresi / 107) Yine Allah Sevgilisi'ne has faziletlerin bir diðeri de, Allah'ýn, Kur'an'da Resulüne öz ismiyle hitap etmediði ve yalnýz sýfatlarýyla seslendiðidir... Diðer peygamberlere (Ya Musa, ya Ýsa!) gibi hitaplarla seslendiði halde, Sevgilisi Cenab-ý Ahmed'e (Ya Muhammed!) diye hitap etmemiþlerdir. Öyleyse bu inceliðe niçin dikkat edilmiyor. Son derece nazik bir hayâ meselesi. Âlemlerin Rabbi muazzam bir ölçü vermiþ: Birbirinize ettiðiniz gibi, Allah Resulüne ismiyle hitap etmeyin! Ve iþin can alýcý noktasý: Ey iman edenler, seslerinizi Peygamberin sesinden yüksek çýkarmayýn. Ona sözle birbirinize baðýrdýðýnýz gibi baðýrmayýn ki, siz farkýna varmadan amelleriniz boþa gidiverir." (Hucurat Suresi / 2) Bu ayetin nazil olmasýndan sonra sahabelerden baþta Hazret-i Ebu Bekir (r.a.), Allah'ýn Resulü'ne, mahrem bir þey söylercesine fýsýltýyla söz söylemeye baþlamýþtý. Sabit bin Kays isimli sahabe ise gözden tamamen kayboldu. Huzur-u Saadet'e çýkmaktan korktuðu için evine kapandý. Çünkü kendisi gür sesli ve kulaðý az iþitir bir zattý. Ýþin farkýna varan Allah'ýn Resulü birini vazifelendirdiler. Sabit'i bulup huzurlarýna getirmesini istediler. Vazifeli sahabe gidip onu evinde buldu: - Ey Sabit, dedi: Nerelerdesin? Seni Allah'ýn Resulü arýyor. Sabit (r.a.) direnemedi, heyecan ve mahcubiyetle Mescid-i Nebevi'ye gelip Allah Resulünün huzuruna çýktý. Âlemlerin Efendisi sordular: - Ya Sabit! Aniden aramýzdan kaybolmana sebep nedir? Hazret-i Sabit'in yüzü nokta nokta pembeleþti ve dudaklarý kýpýrdadý: - Ey Allah'ýn Resulü! Sana ayet nazil oldu. Bense gür sesli bir insaným ve aðzýmdan sert bir ton çýkar da tüm amelimi yakar diye korkarým! Varlýðýn Sebebi olan Cenab-ý Peygamber, Hazret-i Sabit'i teselli edip buyurdular: - Ya Sabit! Sen onlardan deðilsin! Senin iþin ve niyetin hayýrdýr. Sen hayýr ile yaþar hayýr ile ölürsün! Sen Cennet ehlindensin! Muazzez sahabelerden Enes bin Malik (r.a.) diyor ki: - Allah Resulü'nün bu sözlerinden sonra Sabit'e baktýkça onu bir cennetlik örneði olarak görmeye baþladýk. Sonradan Yemame'de Müseyleme'ye karþý cenk olurken bir ara Müslümanlarýn safýna daðýnýklýk ve bozgun hali düþünce Sabit bir arslan gibi ileriye atýldý ve kâfirlerle boðuþmaya baþladý. Bu atýlýþ neticesinde de þehit oldu. Allah Resulü'nün Cennet müjdesindeki manayý o vakit anladýk. Yine Kâinatýn Efendisi'ne mahsus faziletlerden biri de þudur: Allah'ýn Sevgilisi olmak derecesi. Aþk ve hikmet sýrrýnýn merkezi olmalarý. Allah, O'na "Habibim!" dedi, bir yazdý adýyla adýný. Allah adýndan sonra en çok anýlan isim O'nun adýdýr. Varlýðýn Nuru'na baðlý fazilet ve hususiyetlerden biri de mübarek isimlerinin hassalarý ve onlarla adlanacak olanlara düþen nimettir. Enes bin Malik (r.a.)'dan: Kýyamet gününde Allah'ýn huzuruna iki kulunu getirip durdururlar. Allah (Azze ve Celle) ikisinin de Cennete alýnmasýný emreder. Kullar sorar: - Ey Rabbimiz! Biz ne yüzden cennetlik olduk? Ýyi bir iþimiz olmadý ki, karþýlýðýnda cenneti kazanmýþ olalým! Allah emreder: Varýn cennete! Ben yeminle üzerime lazým kýldým ki, isimleri "Ahmed" ve "Muhammed" olanlarý cehenneme koymayayým! Ebu Naim rivayetince Kâinatýn Efendisi buyurdular: - Allah dedi ki, izzet ve celalim hakký için söylüyorum ki, senin ismini taþýyan kimseye cehennemde azap etmem! Buraya bir nokta koyalým ve bilelim ki, bu mübarek isimleri taþýyanýn iman ve Ýslam þartý baþta gelir. Ýmansýz bir adamý, elbette bu isimle adlandýrýlmýþ olmasý kurtaramaz. Enes bin Malik (r.a.)'dan: Allah Resulü anlattýlar: Allah Musa Peygamber'e vahyedip buyurdu: - Ahmed'i inkâr etmiþ olarak bana gelenleri cehennem ateþine havale ederim! Musa aleyhisselam sordu: - Ya Rabbi! Ahmed kimdir? |