Allah'tan getirdikleri Kur'an, bütün zaman ve mekân boyunca her türlü tahrif ve deðiþiklikten masun ve mahfuz kalmýþtýr. Bu ilahi kitabý tahrif etmeye nice Ýslam ve iman düþmaný yeltenmiþlerse de muvaffak olamamýþlardýr.
Dünya durdukça mucizelerin en büyüðü olarak durmakta devam edecek olan Kur'an'ýn 14 asýrdan beri bir tek harfi dahi deðiþmeden günümüze kadar gelmiþtir. Bu nurun düþmanlarý yok muydu? Bu güneþi söndürmek isteyen dalalet ehli gelmemiþ miydi? Evet, bu nurun düþmanlarý vardý. Hem de pek çetin düþmanlardý. Ona "Çöl kanunu!" diyecek kadar kuduran bedbahtlar vardý. Bilmiyorlardý ki, o nur, çöle hayat getirmiþti. Çölü cennet bahçelerine döndürmüþtü. Asýrlar ve devirler, zalimler ve hainler o mukaddes nuru söndürememiþlerdir. Zaman oklarý, Kur'an kalesini yýkamamýþtýr. Küfür mermileri, Kur'an sinesini delememiþtir. Zalim eller, kâinatýn burcunda dalgalanan, Kur'an bayraðýný indirememiþlerdir. Çünkü onun muhafýzý bizzat Allah'týr. Yüceler yücesi Allah: "Þüphe yoktur ki, bu Kur'an'ý biz indirdik. Ve þüphesiz onu koruyacak olan da yine biziz!" (Hicr Suresi / 9) buyurmuþtur. Onun her ayeti, irfan cennetlerinin Tubalarýndan bir daldýr. Ýçinde nice hakikat bülbülü þakýmakta, nice ilahi naðmeler çaðlamaktadýr. Kur'an-ý Kerim: Mucize sahilleriyle çevrilmiþ bir tecelli denizidir ki; gönül gemilerine beka ve saadet rýhtýmlarý vaat eder. Muhammedi hikmetin yelkenlerini açarak tevfik ve inayet rüzgârlarý ile sonsuza akýp gitmektedir. Allah Resulü'ne verilen Kur'an mucizesinin en büyük hususiyeti; her an önümüzde, zaman ve mekân boyunca taze açýlmýþ bir ebediyet goncasý gibi pýrýl pýrýl durmaktadýr. O, öyle gönül aydýnlatan bir kitaptýr ki, onda bize ait haberler vardýr. Bizden evvel gelip gidenlere ait haberler vardýr. Ve bizden sonra gelip geçeceklere ait haberler vardýr. O Kur'an'dýr ki, gözümüzün önüne geçmiþi serer, ibretli levhalarý idrakimize sunar. Geçmiþten bahsederken bizi hakikat nurlarýnýn içinde yüzdürür. Bir de bakarsýn ki, Musa (a.s.)'ýn Tur-i Sina'da Allah'ýn yüce kudreti önünde secdeye kapandýðýný (Sübhaneke tübtü ileyke ve ene evvelül mü'minin) diyerek gözyaþý döktüðünü ve bizim de onun gibi tevbe etmemizi bildirir. Arkasýndan bir baþka sahife açar. Kýzýldeniz'in nasýl bir kudret caddesi olup Musa (a.s.)'a kucak açtýðýný, arkadan gurur ve kibir heykeli Firavun'u ense kökünden yakalayýp helak ettiðini bildirir. Ve hiçbir zaman zalimin cezasýz kalmayacaðýný bu kýssalarla insanýn idrakine sunar. O Kur'an'dýr ki, Ýbrahim (a.s.)'ýn putlarý yere serdiðini, arkasýndan Nemrut'un hýþmýna uðrayýp mancýnýk ile ateþe atýldýðýný ve ateþe atýlýrken Allah'a teslimiyetini (Hasbünallahü ve ni'mel vekil) diyerek nasýl aþk ve imanla Rabbine baðlandýðýný gösterir. Buna karþý Allah'ýn ateþe "Ya narükuni berden ve selamen ala Ýbrahim! Ey ateþ! Ýbrahim için serin ve selamet ol!" diye hitap ettiðini ve ateþin bir cennet bahçesine dönüþtüðünü bildirir. O Kur'an'dýr ki, Ýsmail (a.s.)'ýn güzelliklerinden bir desen sunar. Kurban edilmek üzere yatýrýlýp kendisini feda etmek üzere olan muhterem pederine "Ya ebetif'al ma tü'merü setecidüni inþaallahü minessabirin - Babacýðým! Sen sana emrolunaný yap, inþallah beni sabredenlerden bulursun." dediðini ve hak yolunda sabrýn ne büyük meziyet olduðunu bildirir. O Kur'an'dýr ki, Yusuf (a.s.)'ýn dillere destan güzelliðini anlatýr. O güzeller güzelinin baþýna neler geldiðini, kuyuya atýlýþýný, zindana giriþini ve nice zaman sonra Mýsýr'a sultan oluþunu ve Yakup (a.s.)'ýn evlat hasreti ile gözyaþlarý akýttýðýný ve Allah'ýn rahmetinden ümit kesmediðini, Allah'ýn rahmetinden ancak kâfirlerin ümit keseceklerini bildirir. O Kur'an'dýr ki, Ýsa (a.s.)'ýn babasýz hak peygamber olduðunu ve Allah'ýn son peygamberi Hazret-i Muhammed'i "Ahmed" ismiyle müjdelediðini bildirir. O Kur'an'da daha neler, ne hikmetler, ne ebediyet armaðanlarý vardýr. |