Sular, küçük derecikler halinde daðlardan çýkarlar. Bir daðdan çýkan su, baþka daðlardan çýkan sularla birleþir. Küçük bir derecik olarak akarlar. Aktýkça büyürler, nihayet denizlere dökülürler...
Suyun denizlere dökülüþü her þeyin aslýna dönüþü demektir. Aþýkýn maþuka kavuþmasý ve orada yok olmasý demektir. Aslýnda bu, yok oluþ deðildir. Büyük varlýðýn içinde belirsiz olmak, ama ebediyen var olmak demektir. Ýþin kökünü arayacak olursak, suyun aslýda denizdir. Çünkü denizlerden buharlaþarak göklere çýkan sular, daðlara ve ovalara dökülür. Oralara lazým gelen hayatiyeti canlýlýðý verdikten sonra tekrar süzülerek aslýna döner. Cenab-ý Hak da kendi nurundan bir nur meydana getirmiþtir. Bu nur, nurlarýn en güzelidir. Çünkü Allah'ýn kendi nurundandýr. Yüce yaratýcý bu nuru sevmiþtir. Çünkü, kendinden zuhur etmiþtir. Aziz ve Celil olan Allah, bu nurun adýna "MUHAMMED" demiþtir. Çünkü Cenab-ý Hak bu nuru sevmiþ, övmüþ ve güzelleþtirmiþtir. Zaten Muhammed, övülmüþ, sevilmiþ ve güzelleþtirilmiþ... demektir. (Kerim Mevla) sonra o nuru safha safha bölerek parçalara ayýrmýþtýr. Ýlk defa dört parçaya ayrýlan nurdan sýra ile Kalemi, Levhi ve Arþý yaratmýþtýr. O bir þeye "Ol" deyince, o þey oluverir! KALEM: Kudret kanunlarýný ve nizamlarýný yazmýþtýr. Onun için mübarektir... Çünkü Allah Sevgilisi Cenab-ý Muhammed (s.a.v)'in mübarek nurundan ilk yaratýlan vasýta Kalemdir. Kalemin bu þerefi kýyamete kadar devam edecektir. (Kalem o kadar ulvi, o kadar mübarek, o kadar þereflidir ki, Âlemlerin Rabbi olan Allah) onun üzerine yemin etmiþtir: "Hokka ile Kaleme ve (erbab-ý Kalemin) yazmakta olduklarý þeylere andolsun."(Kalem Suresi / 68) Buyurmuþtur. Ve galiba bu kadar büyük iltifata mazhar olduðu için kalem, sevincinden yarýlmýþtýr! Bir Allah dostu, "Kalem Muhammed kelimesinin mimini yazarken sevincinden yarýldý." Bu ne kadar güzel bir sözdür. Gönüller sultaný Hazret-i Mevlana da þöyle demiþtir: "Gökler kadar geniþ bir aðýz isterim ki, O, meleklerin bile kýskandýklarý güzeli öveyim!.." Pakistan'ýn ünlü þairi Muhammed Ýkbal de: "Ey zuhuru ile hayata gençlik getiren Hazret-i Muhammed! Senin tecellin hayat rüyasýnýn tabiridir. Yeryüzü, senin barigâhýna saha olduðu için kýymet kazanmýþtýr. Gökler, senin karargahýn damýný öpebildikleri için yücedir!... der... LEVH: Kâinatýn planýdýr. Cenab-ý Hakkýn kurduðu nizam, koyduðu kanunlar orada yazýlýdýr. Allah burada yazýlý olanlarý, Âleme Rahmet olarak gönderdiði Hazreti Muhammed(s.a.v) vasýtasý ile kullarýna bildirmiþtir... ARÞ: Üzerinde oturulmaya yarayan taht, köþk demek olur. Bu taht'ta Cenab-ý Hak Sevgilisini, Hazreti Muhammed Mustafa'yý oturtmuþtur. Bu, Peygamberlik tahtýdýr... Buraya ondan baþka kimse oturamazdý zaten... Gerçi Allah'ýn baþka Peygamberleri de vardýr. Bunlarýn hepsi de mübarektir. Sevilmiþ ve seçilmiþ insanlardýr. Ama onlarýn bu þerefi de yine (sonsuzlýk Nebisi, Kâinatýn Efendisi) Hazreti Muhammed Mustafa'ya aittir. Ay, ýþýðýný nasýl Güneþten alýyorsa onlar da þereflerini (Yüce yaratýcýnýn Muhterem Peygamberi Cenabý Ahmed'ten) almýþlardýr. Zaten onlarýn asýl vazifesi, onu müjdelemekti. Ýlahi bayraðý elden ele dolaþtýrarak onu, (esas sahibine) ulaþtýrmaktý. Onlar da bu vazifeyi yaptýlar. Hepsine de selam olsun... Nurun diðer taksim þekilleri hadis-i Þerifte bildirilmiþtir.
Dikkat edilirse en sonunda dörde bölünen nurun dördüncü parçasýnýn ne olduðu bildirilmemiþtir. Ýþte o dördüncü parça; (Allah'ýn Sevgilisi, topyekûn zaman ve mekânýn ve bütün mahlûkatýn Peygamberi) Hazreti Muhammed Mustafa'nýn kendisidir.
(Allah'ýn bütün yeryüzünü ayaklarýnýn altýna, bütün gökyüzünü de mukaddes baþýnýn üstüne çekip kendisine topyekûn baðýþladýðý Hazreti Muhammed(s.a.v) baþtanbaþa nurdur. Kâinat, ýþýðýný bu nurdan almýþtýr. Hatta Kâinatýn kendisi o nurdan zuhur etmiþtir. Ýþte bütün hakikat bundan ibarettir.) 12
|