Aradan bir zaman geçmiþti ki, en büyük sýddýkiyet ve teslimiyet örneði Hz. Ebu Bekir ve Bilal-i Habeþi hummaya tutuldular. Gönüller vatan hasretiyle yanýyor, Mekke'ye doðru akýp gidiyordu. Mekke'nin havasýný, suyunu ve mahsullerini hasretle anarak beyitler söylüyorlardý. Kendilerini Mekke'den mahrum býrakan küfür canavarlarýna lanet ediyorlardý.
Bu hali gören Cenab-ý Hakk'ýn Nebisi dua ettiler: -Allah'ým! Mekke'yi sevdiðimiz gibi sen bize Medine'yi de sevdir! Ölçeklerimize ve kilerlerimize sen bereket ver ve Medine'yi bize sýhhat yataðý eyle, havasýný güzelleþtir ve hummasýný kaldýr! Hazret-i Aiþe (r.a.) anlatýyor: -Biz Medine'ye geldiðimiz zaman orasý öyle bir haldeydi ki, hastalýðý, Allah'ýn yarattýðý her yerden fazlaydý. Biz gelince Bathan deresinin suyu akmaya baþladý. Yeni su geldi. Toz ve toprak karýþýmýndan rengi ve tadý bozulmuþtu... Nebiyyi Muhterem'in duasý üzerine Mekke sahabilerine yeni bir hayat geldi. Mukaddes dava uðruna her þeye katlanmak zevkiyle dolup taþtýlar. ![]() Hazret-i Ömer (r.a.) in elleri ulvilik âlemlerinde: -Ya Rabbi, dedi; bana Resulünün þehrinde þehitlik nasip et! Akýbet öyle olacaktýr. |