Hastalýk her an derinlere doðru biraz daha ilerliyor. Bir taraflarýnda Hazret-i Ali, öbür taraflarýnda Fadl Ýbn-i Abbas, iki tarafa dayanarak mescide geldiler. Mescit kaynýyor. Sahabiler, güneþe baktýklarý an rengini biraz daha uçmuþ görüyorlar.
Minbere çýktýlar ve dediler: - Bir kul ki yüce Allah onu dünyanýn ni'metlerinden (istediði kadar) vermekle kendi nezdinde olan (ukba ni'metleri) arasýnda muhayyer kýldý. O da Allah nezdindekini ihtiyar etti. Bu sözleri duyan Hazret-i Ebu Bekir (r.a) in gözlerine yaþlar hücum etti, hýçkýra hýçkýra aðladý ve dedi: - Atalarýmýz ve analarýmýz sana feda olsun (ey Allah'ýn Resulü)!.. Sahabilerin beynine yýldýrým düþmüþ gibi... Herkesin gözü Sýddýk-ý Ekber'de... O, yaralý bir ceylan gibi inliyor ve aðlýyor... Allah'ýn Resulü, Hazret-i Ebu Bekir (r.a.) i aðlar görünce þöyle buyurdular: -Muhakkak ki arkadaþlýðý hususunda da, malý hususunda da insanlarýn bana en çok ihlâslýsý Ebu Bekir'dir. (Ümmetimden) kendime bir dost edinseydim, þüphesiz Ebu Bekir'i edinirdim. Lakin Ýslam yüzünden (hâsýl) olan kardeþlik (þahsi dostluklardan efdaldir). Ve kelimeleri tane tane söylediler: - Mescidde Ebu Bekir'in kapýsýndan baþka hiçbir açýk kapý býrakýlmasýn! Böylece, son emanet insanoðlunun en büyüðüne veriliyordu. Sahabilerin gözleri pýnar pýnar... 12
|