Peygamber müezzini Cenabý Bilal, Allah Sevgilisinin defninden evvel son ezaný okuyor. Bilal (r.a)'in yanýk sesi, göklere doðru hýçkýrýklar halinde yükseliyor. Gözlerinden dökülen þebnem damlasý yaþlar sakalýna doðru akýyor.
Nur beldesi Medine bir garip çaðlayýþ ve inleyiþ içinde. Hazreti Üsame'nin baþkumandanlýk sancaðý, peygamber Mescidi'nin kapýsý önünde hüzünlü hüzünlü dalgalanýyor. Taraf taraf nur cümbüþü içinde yatan Allah Resulünün mübarek vücudu. Ayný yerde duruyor! Sahabeler, üç gün, üzerlerine cenaze namazý kýldý. Ýmamsýz ve cenaze namazý okumaksýzýn. Üç gün böylece kaldýlar. Herkes tek tek gelip namaz kýldý. Bu hususiyetler yalnýz Allah Resulüne mahsus olup baþkalarý hakkýnda caiz deðildir. Kâinatýn Efendisi, "Er Refikü'l Ala=Yüce dost!" hitabýyla Allah'a kavuþtuklarý noktaya defnedildiler. Mukaddes bedenlerini kucaklayacak olan kabirlerini, Hazreti Ebu Ubeyde ile Hazreti Ebu Talha, kazdýlar. Üzerlerinde vefat ettikleri yatak, kabrin zeminine döþendi. Gasil iþiyle, Hazreti Ali, Hazreti Abbas ve Fadl Ýbni Abbas meþgul oldular. Allah'ýn Sevgilisini soyacaklarý an, latifi bir ses duyuldu: - Onu elbiseyle gaslediniz! Öyle yapýldý. Mukaddes vücutlarýna su döküldükçe insaný mest edici semavi bir koku yayýldý. Öyle tatlý bir ýtýr ki, adeta insaný bayýltýyor. Cennetten mi geliyor, Arþtan mý süzülüyor, belli deðil. Kabre, Hazreti Ali, Hazreti Abbas ve Abbas'ýn iki oðlu indi. Genç kumandan, evlat makamýndaki Hazreti Usame de aralarýnda. Allah'ýn Resulü'nün âleme rahmet olan vücudunu topraða koydular ve üzerini örtüp meydana çýkan düzlüðe yaþlý gözlerle baktýlar. O zaman, insanlýk hurisi Hazreti Fatýma (r.a) geldi. Kabirden bir avuç toprak alýp yüzüne gözüne sürdü. Hýçkýrýklar içinde ve gözyaþý selinde þöyle dedi: "Hazreti Ahmed'in topraðýný koklayan, zaman boyunca misk kokusu almasa ne gam!.. Benim üzerime öyle bir musibet çöktü ki, eðer gündüzlerin üzerine çökseydi gece olurdu.
Ey Sevgili Peygamber! Bol yaðmurunu kaybetmiþ ve bereketten mahrum kalmýþ toprak gibi bizde seni kaybettik. Seni kaybettiðimiz zamandan beri Cenab-i Hakkýn, her ayeti, her suresi adeta ayrý ayrý bir kitap teþkil eden Kuran-ý Kerim'in vahiy yoluyla geliþini de kaybetmiþ bulunuyoruz.
Ah! Keþke senden önce o ölüm bize uðrasaydý ve senin ölüm haberin bize geldiðinde, keþke bizim üzerimizde kumlar ve topraklar yýðýlýp aramýza engel olsaydý da, bu hali görmeseydik !" Peygamber kýzý derin ve ince Fatýma (r.a) þöyle devam eder: "Gökyüzünün ufuklarý karardý, güneþ de dürülüp yas tutmuþ gibi nurunu kaybetti. Gece ile gündüz birbirinden ayýrt edilemez bir halde karanlýða gömüldü.
Nebiyyi Âhir zamanýn vefatýndan sonra yer kürenin, bu ayrýlýða üzülmekten dolayý varlýktaki yeri bir kum yýðýný haline geldi. Bu sebepten yeryüzünde sarsýntýlar ve çalkantýlar çoðaldý.
(Ey Allah'ýn Resulü, Ey benim aziz babam!) Varsýn dünyanýn doðusunda ve batýsýnda bulunup senin vefatýný iþiten bütün yaratýklar aðlasýn. Varsýn Mudar ve Yemen kabileleri aðlasýn. Senin ayrýlýðýna üzülmekten, yüzüme gözyaþlarý resimler yaparak geceliyorum. Gönlümde ise kocaman yarlar hüküm sürmekte, caným yanmakta ruhum sýzlamaktadýr.
Sabýr esasen her yerde güzel bir þeydir. Fakat (ey benim babam!) senin ayrýlýðýna dayanmak güzel olmak þöyle dursun, pek ayýptýr üstelik.
Benim üzüntüm, aðlayýp sýzlamam ayýplanmaz. Eðer ayýplayan bulunursa, gözümden akan ve coþup taþan yaþlarýn durmayýp çoðalmasý o ayýplamaya bir cevap teþkil edecek ve ölünceye kadar hiç durmadan akýp gidecektir..." Kâinatýn Efendisinin vefatýndan sonra Cenab-ý Fatýma'nýn bir kerecik güldüðü görülmemiþ ve onun ayrýlýðýna ancak altý ay dayanabilmiþtir. |