Sahabeler imama uymakta devam.
Kendileri de Sýddýk-ý A'zam'ýn yanýna durdular. Namaz, içlerinde Allah'ýn Sevgilisi, Ebu Bekir'in arkasýnda kýlýndý. Sahabelerin heyecaný sonsuz. Namazdan sonra bir kaynaþma. Hem de en yakýcý ümidin verdiði kaynaþma. Gönüllerden dökülen mani:
Sensiz caný neylerim, Sahabeler, Peygamber þifaya kavuþtu ümidiyle saadetten uçarken, Kainatýn Efendisi, yakýnlarýnýn kolunda, dudaklarýnda ilahi tebessümler, hücrelerine dönüyorlar. Ordunun genç kumandaný yine geldi. Ona hayat bahþeden gözlerle bakýp dediler: "Artýk, Allah'ýn bereketiyle git!" Birden hastalýðýn müthiþ darbeleri iniyor ve aðýrlaþýyorlar. Elleri suda hep yüzlerini siliyorlar. Derin ve içli Fatýma(r.a), varlýðýn sebebi olan Mukaddes babasýna sokuldu. Baba ve kýz göz göze ve Hz. Fatýma'dan tüten ýzdýrap buram buram yükseliyor. Kýzýna nazar edip dünyanýn en hisli ve içli sözünü söylediler: "Üzülme kýzým! Babana bu günden sonra acý yok!" Demek ki can güneþi ölüm ufkuna yaklaþmýþ, demek ki bugün son günleri. Zaman zaman mübarek elini suya batýrýyor, yüzünü ýslatýyordu. Çok da ýztýrap çekiyordu. Ve þöyle diyordu: Lailahe Ýllallah! Ölümün de þiddetleri var! Ya Rabbi! Ölüm korkularýna dayanmak için bana yardým et! Allah'ýn en Sevgili Resulü bile ölümün þiddetinden korkarsa, ya bizim halimiz nicedir? O son aný düþünüp irkilmeyen gafiller hayat yükünü karýn tokluðuna çektiklerinin farkýnda deðildir. |