Dýþarýdaki manzara müthiþ.
Mescid-i Nebevi'nin etrafý küme küme sahabi ve ordu hazýrlýðý. Beyinlerde düðüm düðüm bir düþünce. Kimler, neler düþünmüyor ki? Herkes, ama herkes düþünüyor; kâtibin elinde kalemi ve askerin yedeðinde atý, düþünen düþünene. - Peygamber gidiyor. Peygamber gidiyor! Hastalýklarýnýn baþýnda tertiplenmesini emrettikleri ve Garp dünyasýna yönelttikleri ordu, hazýrlanýyor. Hem ne hazýrlýk? Medine dýþýndaki ordugâh arý kovaný. Peygamber elinden ölümsüzlük iksiri içen sahabiler, gönüllerini hüzün dalgalarýnýn bastýðý, ayrýlýk okunun sinelere saplandýðý bu anda bile Allah yolunda cihada gitmenin þuuru içinde hazýrlanýyorlar. Atlar, develer yola dizilmiþ. Mýzraklar çatýlmýþ, yaylar gerilmiþ, kýlýçlar bilenmiþ. Sahabiler ordusunun baþýnda genç kumandan Hazret-i Üsame (r.a.) Allah Resulünün en sevdiði bir kimse. Nebiler Nebisi mescitte son hitabelerinde þöyle buyurmuþlardý: - Üsameyi ordunun baþýna geçirdiðim için sözler dönüyormuþ. Bu ne oluyor? Daha evvel babasý Zeyd'i baþbuð tayin ettiðimde ayný sözler oldu. Yemin ederim ki, Zeyd emirliðe layýktý, oðlu da layýk. Ve onlar benim en sevdiklerimden. (Benim sevdiklerimi sizler sevmek istemez misiniz?) Üsame'ye itaat ediniz ve saygý gösteriniz! |