HOŞGELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZAN
ZEKAT HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER
2 - TOPLUM AÇISINDAN ZEKÂTIN ÖNEMİ
* Zekât mülkiyette kuvvet dengesidir. Ne tamamen sâhibinin mülkiyetini giderir, ne de tamamen onun elinde bırakıp fakirlerin de onu edinmelerine mâni olur. Mülkiyeti belli ölçüler içinde fakir ile zengin arasında bölüştürür.
* Zekât bir nevi sosyal güvenlik ve içtimaî sigortadır. İhtiyaç sahiplerine yardım etmek; fakir, miskin, borçlu, yolda kalmış yolcu gibi zayıf insanların elinden tutmak zekâtın hedefleri arasındadır. Ferdin şahsiyetini takviye eden, iktisaden güçlendiren, maddî ve mânevî imkânlarını geliştiren herşey cemiyeti de kuvvetlendirir.
* Zekât ihtiyaç sâhibi bütün sınıflara, bu sınıfların bedenî, ruhî, ahlâkî her türlü ihtiyaçlarına şâmil bir sigortadır. Modern sosyal sigorta fikrinin ilk temeli 1941 yılında atılmıştır. İngiltere ile A.B.D. temsilcileri 1941 yılında Atlantik antlaşması için toplanmışlar, bu toplantıda fertler için sosyal sigorta teşkilâtının kurulmasını karara bağlamışlardır. Halbuki İslâmiyet bunu zekât müessesesi ile 1400 yıl önceden vaaz etmiştir.
* Zekât, toplumda zengin ile fakir arasındaki uçurumları, farklılaşmaları ortadan kaldırır. Sınıflar arası mesafeyi yaklaştırır ve orta sınıfın teşekkülünü sağlar. Toplumda orta halli vatandaşların artması, piyasada rahatlık meydana getirir. Mal sadece bir sınıfın inhisarında kalmaktan kurtularak fakirlerin de satın alma güçleri artar. Sırf zenginler değil, geniş bir halk kitlesi de cemiyet içinde sıkılmadan zarurî ihtiyaçlarını te'min ederek yaşayabilme imkânına kavuşur.
Malın sadece zenginler elinde dolaşan bir servet olması, âyet-i kerîme ile yasaklanmıştır (el-Haşr, 7) Bu da zekât yoluyla temin edilir.
* Zekât paranın stok edilmesini önler, yatırıma yöneltir. Çünkü kârdan değil, anaparadan verildiği için, işletilmedikçe devamlı eksilecektir. Sâhibi de eksilmeyi önlemek için parayı yatırıma yöneltir, artırma yoluna gider.
* Zekât sosyal dengeyi sağlar. Cenâb-ı Hak kulları yaratılış bakımından olduğu gibi yaşayış ve maişet bakımından da farklı seviyede yaratmıştır. Kimi zengin, kimi fakir, kimi orta halli...
Âyet-i kerîmede:
"Allah rızkı vermekte bâzınızı bâzınıza üstün kıldı" (en-Nahl, 71) buyurulmaktadır.
Bütün insanların aynı seviyede gelir sâhibi olmaları imkânsızdır. Çünkü toplumda mesuliyet ve enerji sarfı bakımından birbirinden çok farklı görevler vardır. Bu görevlerin ihmalinden doğacak zararlar, cemiyeti felce uğratır. Bütün görevlerin ücreti aynı olsa, kimse ağır ve mesuliyetli işe tâlip olmaz, hep hafifini tercih eder. Böylece ağır ve mesuliyetli işler ihmale Demek ki gelir ve geçim bakımından insanların farklı olması büyük bir zarurettir. Ne var ki, bu farklılığın büyük bir uçurum meydana getirmemesi için, arada bir irtibat ve köprü lâzımdır. İşte o köprü de zekâttır.
* Zekât toplumun fertlerini birbirine kenetler. Zekât sosyal bir yardımlaşma olmak hasebiyle fertleri birbirine kenetler. Zenginde fakire karşı sevgi, şefkat, merhamet duyguları gelişir. Fakirde ise zengine karşı itâat, hürmet, işinde titizlik hisleri inkişaf eder. Kıskançlık, düşmanlık, hased duyguları törpülenir, hattâ tamamen yok olur. Ne zengin fakire zulmeder ve onu minnet altında bırakır; ne de fakirde zengine karşı zillet ve esâret, kin ve düşmanlık duyguları teşekkül eder. Hadîs-i şerîfte:
"Kalbler, insanı iyilik yapanı sevmeye, kötülük yapanı da sevmemeye zorlar" buyurulmuştur.
* Zekât cemiyete kinlenip hınçlanıp toplum düşmanları ile toplum huzurunu bozucularla işbirliği yapılmasını önler. Eğer zenginler fakirlerin ihtiyaçlarını gidermezlerse, şiddetli ihtiyaç ve geçim sıkıntısı, onları müslümanlığa düşman kimselerin cephesine katılmaya veya hırsızlık, yol kesme, adam öldürme gibi kötülükleri yapmaya sevk eder.
* Zekât yatırıma açılan bir kapı ve büyük bir kalkınma hamlesidir. Zekâtın hem sosyal, hem de iktisadî yönü vardır. Bu bakımdan aynı zamanda bir kalkınma hamlesidir.
* Zengin - fakir tezadı, cemiyetler var olalı beri açık veya gizli bir şekilde hüküm süren bir sınıf mücadelesini doğurmuştur. Tarihteki ihtilâller ve kanlı hareketler, hep bu mücadelenin, yani "senin var, benim yok" kavgasının birer şekilde zuhurudur. İslâmiyet bu ezelî mücadeleyi yatıştırmak üzere bir taraftan zekât, sadaka ve vakıf müesseselerini kurmuş; bir taraftan da, fertlere sabır, kanaat ve kadere rıza ahlâk ve terbiyesi vermiştir. Bu terbiye ve ahlâk ile bezenmiş müminler arasında, ne servet gururu, ne de fakirlik kıskançlığı görülmüştür.
|
|
||


