logo

logo

YARADILMIŞLARIN İLKİ

ŞAHİT

Allah Resulünün cihana teşrif ettikleri o anda Hz. Amine Hatun'un yanında bulunan ve mukaddes yavruyu alan bir kadın var: Hz. Abdurrahman İbn-i Avf'ın annesi Şifa Hatun...

Anlatıyor:

Allah'ın rahmeti doğdukları zaman ben oradaydım. Kulağıma bir ses geldi:

- Allah'ın rahmeti O'nun üstüne olsun!

Baktım ki, doğudan batıya her yer nurla kaplı... Hatta Rum illerinin saraylarını gördüm. Sonra bu halden silkinip Allah'ın Sevgilisini emzirdim... Üzerime öyle müthiş bir hal geldi ki, titremeye başladım. Gözlerim karardı. Yavrucağı görmez oldum. Yine bir ses:

- Nereye gitti?

- Doğuya götürdüler.

Bu sözler hiç kalbimden çıkmadı ve hep içimde çınladı. O zamana kadar ki, O'na Peygamberlik geldiği gün hemen koştum ve ilk Müslümanlarla beraber iman dairesine girdim...

Mukaddes yavrunun dedesi Abdülmuttalib o geceyi Kabe'de dua ve niyaz halinde geçiriyordu. Bir ses duydu:

- Müjde ey Abdülmuttalib! Şimdi Amine'den bir çocuk doğdu, vücudu alemlere rahmet!..

Ve yerinden bir ceylan gibi sıçradığı gibi Amine Hatun'un yanına koştu... Nur-u cihanı kucağına aldı, öptü öptü, dudakları nurlandı. Sonra Ebu Talib'in kucağına verdi ve dedi:

- Bu çocuk sana benim emanetimdir. Bu oğlumun şanı yüce olacaktır!..

İbn-i Abbas (r.a) dan:

Alemlerin fahri doğar doğmaz, Rıdvan cennetinden bir melek gelip kulağına:

- Müjdeler olsun sana, ey Allah'ın Resulü, dedi; hiçbir peygamberin ilmi kalmadı ki, sana verilmemiş olsun...

Sen bütün nebilerin ilimde en üstünü, kalb yönünden de en metini ve cesurusun!..

Annelerin sultanı Hz.Amine, nur-u cihanın doğumu anında, kendisini bürüyen nur halesi içinde Şam beldesini gördü... Şam, peygamberler bucağı, resullar yolu ve kavşağı... Hazret-i İsa'nın da dünyaya iniş noktası...

Allah'ın Resulü'nün, dünya gözüyle, istilası hareketine şahit olacakları bölge... Yine sonsuzluk Nebisinin en büyük fethi Miraç'ta, ilk merhale olarak (Beytü'l-Mukaddesine) varmakla kapısına ayak atacakları iklim. İslam okyanusu orada kabarıp dalgalanacak ve bütün yeryüzüne ırmak ırmak dağılacak ve dört kıtaya billur billur akacak... İşte Şam, böyle bir mübarek merkez...

O gün cihan günleri ebedi sabahına kavuştu, hicran gecesi bitti, dünya saadet güneşiyle ışık ışık yandı...

Şimdi o muhteşem geceyi Mehmed Akif'in coşkun kaleminden dinleyelim:

BİR GECE

Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!

Lakin o ne hüsrandı ki: hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki bekleşmedelerdi!

Nerden görecekler? Göremezlerdi tabii:
Bir kere, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi,

Bir kere de, ma'mure-i dünya, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.

Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!

Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin,
Salgındı, bütün şarkı yıkan, tefrika derdi.

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki, öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!

Bir nefhada insanlığı kurtardı O ma'sum
Bir hamlede Kayserleri, Kisraları serdi!

Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi,
Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi!

Alemlere rahmetti evet şer'i mübini
Şehbalini, adl isteyenin yurduna gerdi.

Dünya neye sahipse, O'nun vergisidir hep,
Medyun O'na cemiyyeti, medyun O'na ferdi...

Medyundur O ma'suma bütün bir beşeriyet,
Ya Rabbi, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret!..