NURLU LEVHALAR


Bir gün Hazret-i Ömer (r.a), Allah Resulü'nün hücresine girdiler. O sýrada Âlemin Fahri bir hasýr üstünde yatmýþ bulunuyordu. Hasýrýn örtüsü mukaddes tenleri üzerinde iz býrakmýþtý. Hz. Ömer'in gönlü mahzun oldu ve dedi:

- Ey Allah'ýn Resulü! Kendinize yumuþak bir döþek edinseydiniz ne olurdu?

Kâinatýn Efendisi cevap verdiler:

- Benim dünya ile ne iþim olabilir? Benim dünya ile iþim, sýcak bir günde seyahat eden bir yolcunun bir aðaç altýnda bir saat gölgelenip tekrar yoluna devam etmesi kabilindedir.

Müminlerin temiz annesi Hz. Aiþe (r.a) anlatýyor:

Bir gün Medineli Ensar kadýnlarýndan biri yanýma geldi ve Nebiyyi Muhteremin döþeðini gördü. Sonra gidip bana yünle doldurulmuþ bir þilte gönderdi. Allah'ýn Resulü bu þilteyi gördüler, kimden ve nasýl geldiðini öðrenince dediler:

"Ya Aiþe! Bu döþeði geri gönder. Vallahi, eðer ben isteseydim, Allah yaným sýra gümüþ ve altýn daðlar yürütürdü."

Muazzez sahabilerden Abdullah Ýbn-i Mes'ud'dan:

Bir gün Kâinatýn Efendisine gittim. Hamam gibi sýcak bir köþede bir hasýr üstünde yatmýþlardý. Mübarek cismine hasýrýn niþanlarý çýkmýþtý. Bu manzarayý görünce kendimi tutamadým ve aðladým. Ey Allah'ýn Resulü, Kisra ve Kayser ipek yataklarda yatarken sen bu inciltici hasýr üstündesin! Dedim. Cevaben dediler ki: "Aðlama Abdullah; dünya onlar için, ahiret ise bizim için!.."

Ýnsanlýðýn Tacý, gecenin evvelinde, yani yatsý namazýndan sonra yatýp uyurlardý. Gece yarýsýnýn baþýnda kalkarlar ve misvak kullanýp abdest alýrlardý. Uykuyu hiçbir zaman ihtiyaç derecesinden ziyade devam ettirmezlerdi.

Yattýklarýnda, sað taraflarýna dönüp zikre baþlarlardý. Mübarek gözlerini uyku bürüyünceye kadar zikre devam ederlerdi.

Yine yattýklarý zaman sað ellerinin ayasýný sað yanaklarýnýn altýna koyup þöyle dua ederlerdi:

"Ya Rabbi! Kullarýný kabirden kaldýrdýðýn gün beni azabýndan sakla!" Yatarken dualarý:

"Allah'ým! Senin adýný anarak ölürüm ve dirilirim. (Uyurum uyanýrým)

Uykudan uyandýklarýnda ise þöyle derlerdi:

"O Allah'a hamd ederim ki, beni öldükten sonra dirilten odur. Öldükten sonra (ba's için) dirilmemiz de (böylece) ona aittir."

Dualarýndan biri de þuydu:

"Allah'ým! Sana hamd eder ve seni noksan sýfatlarýndan tenzih ederim. Ýbadete layýk ancak Sen olduðuna þehadet eder, Sana Tevbe eder ve Senden maðfiret dilerim!".

Bunu bana Cebrail öðretti, buyururlardý.

Bir baþka dualarý da þöyle:

"Allah'ým! Bana hakký hak olarak göster ki, ben ona uyayým. Bana kötüyü kötü olarak göster ve ondan uzak kalmayý nasip et. (Ey Rabbim!) Senin hidayetin hilafýna nefsimin arzusuna uyacak karýþýklýklardan beni koru! Arzularýmý Senin taatine tabi kýl, rýzaný bana nasip et. Beni hakka hidayet et. Sen dilediðini doðru yola ulaþtýrýrsýn!"

Ýki cihanýn saadet Güneþi'nin güzel huylarýndan biri de, kalabalýkla yemekti. Sofra kurulup yemeðin baþýna geçince þöyle derdi:

"Allah'ým! Bu yemeði, kendisi ile Cennet nimetlerine ulaþacak þükrü ödenmiþ nimetlerden kýl!".

Yemeðin sonunda da þu duayý yapardý:

"Allah'ým! Sana hamd olsun. Yedirdin, doyurdun, içirdin, kandýrdýn, Sana hamd ederim, küfran-ý nimet etmem, Hamdi terketmem ve ondan asla müstaðni kalmam."

Bir gün Allah'ýn Resulü sahabilerle dediler:

- Muhammed'in nefsi kudret elinde bulunan Allah hakký için söylüyorum ki, eðer siz benim gördüklerimi göreydiniz pek az güler ve pek çok aðlardýnýz!

Sahabiler sordu:

- Ey Allah'ýn Resulü; ne gördün?

Cevap verdiler:

- Cennetle cehennemi gördüm!

Yine bir gün at üstünde, bir gazadan dönüyorlar. Yanlarýnda yýðýn yýðýn sahabi. Yumuþak kumda, atlarýn týrnaklarýndan çýkan yumuþak sesten baþka hiç seda yok. Ordu, billûrî bir ýrmak gibi akýyor...

Allah'ýn Sevgilisi, mukaddes baþlarý göðüslerinde, her zaman olduðu gibi, tefekkür, düþünce ve ulviyetin en eriþilmez iklimindeler.

Buyuruyorlar:

- Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz!

Sahabiler hayrette:

- Nasýl olur, ey Allah'ýn Resulü!

Cevap veriyorlar:

- Cihadýn büyüðü, tek kiþinin kendi öz nefsiyle cenkleþmesi ve onu yenmesidir!

Ve sahabiler hayran hayran o güzele bakýnýyorlar.

Bütün insanoðluna Allah müjdesini getiren cihan Peygamberi bir seferde sahabilerine bir koyun kesmelerini emir buyurdular. Sahabilerden biri kesmek iþini üzerine aldý; öbürü yüzmek, üçüncüsü de piþirmek. Allah'ýn Resulü:

- Öyleyse odun taþýmak iþi de benim üzerimde olsun! Buyurdular.

Sahabiler atýldý:

- Aman ey Allah'ýn Resulü; her iþi bize býrak, biz bu iþe yeteriz!

- Yeteceðinizi biliyorum! Fakat siz çalýþýrken ben boþ duramam ve nefsimi sizden üstün göremem!

Ýþte Allah'ýn Âlemlere Rahmet olarak gönderdiði...

Bir gün çýplak bir merkebe binmiþlerdi. Kuba'ya gidiyorlardý. Yanlarýnda Hz. Ebu Hüreyre yürüyordu. Ona dediler:

- Seni merkebe alayým mý?

- Emir senindir, ey Allah'ýn Resulü!

- Öyleyse arkama bin!

Aþk ve vecd çaðlayaný Hz. Ebu Hüreyre (r.a) merkebe binmek için sýçradýysa da muvaffak olamadý, Allah'ýn Resulüne yapýþtý ve ikisi birden düþtüler. Ýkinci defa da ayný hareket tekrarlanýp ayný þekilde ikisi birden düþünce, Allah'ýn Resulü üçüncü defa tecrübe etmesini istediler. Hz. Ebu Hüreyre:

- Hayýr, ey Allah'ýn Resulü; seni düþürüp duruyorum! Dedi ve bir daha binmedi.

Kâinatýn Efendisinin dudaklarýnda hayal üstü bir tebessüm belirdi. Allah'ýn Resulü azim bir ahlakýn sahibiydi. Nerede bir hasta olsa ziyarete giderler, nerede bir cenaze olsa hazýr olurlardý.

Bir gün huzurlarýna bir kadýn geldi. Bu kadýn akýlca biraz noksandý. Edep ölçülerini bilmediði için:

- Ey Allah'ýn Resulü, dedi; seninle bir iþim var! Ancak bunu sana tenhada söyleyebilirim.

Ýnsanlýðýn Efendisi buyurdular:

- Ya Umme fulanin! Dar yollarýn hangisini istersen bak ki ora da senin hacetini yerine getireyim (Müslim)

Beraberce yola çýktýlar ve kadýnýn istediði noktaya oturup onun derdini dinlediler.

Bu, sahabilerden Ummu Zufer isminde bir kadýndý. Kendisi Peygamber zevcesi Hazret-i Hatice'nin baþýný tarayan bir kadýndý.

Bir gündü. Ýnsanlýðýn Efendisi sýkýntýlý bir haldeydi. Bir bedevi geldi, bir þey sormak için huzuruna girmek istedi. Sahabiler dediler ki:

- Bugün bir þey sormasan iyi edersin. Zira Allah Resulünün caný sýkýntýlý.

Adam atýldý:

- Beni býrakýn. Ben onu güldürmeden huzurundan ayrýlmam!

Ve Âlemin Fahri'nin nur baðýþlayan huzuruna varýp:

- Ey Allah'ýn Resulü, dedi; duydum ki Deccal insanlara tirid yedirecek, yemeyen insanlar acýndan ölecek. Ne buyurursun, ben onunla karþýlaþsam yemeyerek acýmdan mý öleyim, yoksa yiyip karnýmý doyurduktan sonra, yine onu inkâr ve Allah'a imaným üzere mi kalayým?

O an Nebiler Nebisinin yüzünde saadet gülleri açýldý, öyle tatlý gülümsediler ki, Mübarek diþlerinin pýrýltýsý etrafa ýþýklar saçtý ve þöyle dedi:

"Hayýr, sen ondan yeme, Allahu Teala seni acýndan öldürmez!".

O Allah Sevgilisi, Ýnsanlýðýn Efendisi ve Âlemler müjdecisi insanlarýn en neþeli ve güler yüzlü olaný idi. Ancak vahiy geldiði anlar mübarek yüzünün rengi deðiþirdi. Ahireti hatýrladýðý zamanlarda ise bir baþka manaya bürünürlerdi. Ve mübarek lisanlarýndan daima þu kelimeler dökülürdü:

"La havle vela kuvvete illa billâh!" Varlýðýn sebebi olan Aziz Nebi, zaifler ve fakirlerle dolaþýr, dileklerini yerine getirmekten çekinmezlerdi.

Hazret-i Hasan (r.a), mini mini bir çocukken, bir gün mukaddes dedesinin yanýna geldi. Kâinatýn Efendisi secde vaziyetindeydiler. Mini mini Hasan (r.a), Allah Resulünün mübarek sýrtlarýna bindi.

Bir gün de hutbelerinde, Mescidi Nebeviye'ye mini mininin de küçüðü Hazret-i Hüseyin (r.a), girdi. Yürürken, her adýmda bir düþüyordu. Allah Resulünü büyük bir aþkla dinleyenler yavruya el süremiyor.

Ýnsanlýðýn Efendisi minberden indiler, Hz. Hüseyin'i kucaklayýp kaldýrdýlar, yanlarýna aldýlar ve:

"Mallarýnýz ve evlatlarýnýz herhalde sizin için bir imtihandýr." Mealindeki ayeti okudular.

Yine bir gün Allah'ýn Resulüne Temim kabilesinin ileri gelenlerinden bir adam geldi. Tam o anda, Mukaddes dedesinin huzuruna Hazret-i Hasan da giriverdi. Allah'ýn Resulü saadetle tebessüm buyurdular ve mini mini Hasan'ý kucaklayýp öptüler, saçlarýný okþadýlar, sevdiler.

Bu hali gören adam atýldý:

- Ey Allah'ýn Resulü! Benim on tane oðlum var, þimdiye kadar hiçbirini öpmedim.

Rahmet Peygamberi þöyle buyurdular:

"Allah senin kalbinden merhameti çýkarýnca ben sana ne yapabilirim?"

Sahabilerden biri cahiliyet devrine ait bir hatýrasýný anlatýyor.

- Küçük bir kýzým vardý. Malumunuz ki; o devirde Araplar kýzlarýný diri diri gömerlerdi. Ben de öz kýzýmý kendi ellerimle gömdüm.

O zaman bir çýðlýk iþittim. "Baba!.." Fakat gömmekte devam ettim.

Bunlarý anlatan birdenbire sustu. Zira Allah Resulü, kerem ve merhametinden dolayý aðlýyordu.

Kâinatta bundan daha dokunaklý bir levha hayal edebiliyor musunuz?

Allah'ýn Sevgilisi, topyekün zaman ve mekânýn ve bütün mahlûkatýn Peygamberi, bir gün de bir kadýn gördüler. Çocuðundan ayrý düþmüþ. Rast geldiði çocuðu kapýp kucaðýna alýyor, okþuyor, emzirmek istiyordu. Sahabilerine sordular:

- Bu kadýn çocuðunu ateþe atar mý?

- Hayýr, Ey Allah'ýn Resulü!..

- Öyle ise biliniz ki, Allah'ýn kullarýna merhameti, bu kadýnýn çocuðuna olan merhametinden çok fazladýr!

Enes bin Malik:

- Benim küçük bir kardeþim vardý. Serçeye benzer bir de kuþu vardý. Onunla oynardý.

Bir gün Kâinatýn Fahri'nin huzurlarýna girdi. Allah'ýn Resulü onu mahzun görünce:

- Ne oldu, niçin böyle mahzun duruyorsun?

- Oynadýðým kuþum öldü, ey Allah'ýn Resulü!

- Vah, kuþsuz kalan çocuk! Dediler ve çocukla latife edip gönlünü aldýlar.

Ve her ne zaman o çocuðu görseler þöyle seslenirlerdi:

- Ya Eba Umeyr! Nugayr ne yapýyor?

Bir gün saadetli huzurlarýna bir adam geldi ve kendilerine nazarý deðer deðmez hayretle ürperdi, korkudan titremeye baþladý. Varlýðýn sebebi olan Cenab-ý Peygamber bu adama gülümseyerek baktýlar ve buyurdular:

"Korkma! Ben padiþah deðilim. Cebbar da deðilim! Ben, Kureyþliler den fakir kadýnýn oðluyum ki, Mekke'de kuru ekmek yerdi."

Yine nur devrinde bir gün Allah'ýn Resulü, çölden kendisine hediye gönderen, kendilerinin de þehir hediyeleriyle mukabele buyurduklarý ZÜheyr'i, Pazaryerinde gördüler ve hiç sezdirmeden arkasýna geçip onu kucakladýlar. Züheyr, kendisini kucaklayanýn Kâinatýn Efendisi olduðunu bildi ve omuz arkalarýnýn Sonsuzluk Nebisinin göðüslerine yaslayarak bu mübarek göðüsten bereket toplamak istedi.

Sahabiler içinde latifeci bir kimse vardý. Peygamberler Peygamberine, kâh bal, kâh yað hediye eder; sonra da bunlarý satan kimseyi huzura çýkarýp þöyle derdi:

- Ey Allah'ýn Resulü! Ben sana ettiðim hediyeleri bundan satýn aldým ve ücretini ödemedim sen ver! O zaman Allah'ýn Resulü buyururlardý:

- Sen onlarý bana hediye getirdin! Parasýný da senin ödemen lazým!

Ve gökleri aydýnlatacak þekilde gülümserlerdi.

Adam da þu cevabý verirdi:

- Param yok; ne vereyim. Ama hediye arzusundan kendimi alamadým!

Ýnsanlýðýn Efendisi yine gülerdi ve paranýn ödenmesini emrederdi.

Âlemlerin Efendisinde, yakýnlarýna ve sahabilerine þefkat, alaka ve muhabbet o dereceydi ki, her fert, Allah Resulünün en çok kendisini sevdiðini zannederdi.

Bunun en çarpýcý örneklerinden biri de þudur:

Bir gün Allah'ýn Resulü gördüler ki, Habeþliler gelmiþ, kapý önünde def çalýyorlar. Mini mini çocuklar da etraflarýný almýþ, tatlý tatlý seyretmekte. Hemen Hz. Aiþe'ye seslendiler:

- Ya Aiþe! Gel de þunlarý seyret.

Hazret-i Aiþe (r.a):

- Ben de vardým, elimi Allah Resulünün omuzu üzerine koydum ve seyretmeye baþladým. Allah'ýn Resulü sordular:

- Aiþe, seyre doymadýn mý?

- Hayýr, hayýr, daha, daha!..

Oyunlar tamamlanýncaya kadar seyretmeme müsaade buyurdular...

Kategori: EFENDÝMÝZÝN MEDÝNE DÖNEMÝ
Adres: http://www.alemlererahmet.net/read.php?id=225