|
Uhud muharebesinden sonra þarap ve kumar yasak edildi. Nebiler Nebisinin Medine'ye geliþlerinde þarap içiliyor ve kumar oynanýyordu. Sahabilerden bazýlarý, þarap ve kumarýn mahiyetini Allah Resulünden sordular. - Ey Allah'ýn Resulü! Þarapla kumar hakkýnda ne buyurursun? Hemen ayet indi ve Allah'ýn emri geldi: "Sana þarabý ve kumarý sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah hem insanlar için faideler vardýr. Günahlarý ise faidelerinden daha büyüktür..." (Bakara Suresi / 219) Bu ayet, þarabýn þiddetle yasak edildiði manasýna alýnmadý. Günahýný ve kötülüðünü kabul etmekle beraber, içmekte devam edenler oluyordu. Bu ayet üzerine Müslümanlarýn kimi "Büyük günah" diye içkiyi terk etmiþ, kimi de "insanlara faydasý var" deyip býrakmamýþtýr. Bir gün Abdurrahman bin Avf (r.a) bir ziyafet vermiþ, sahabe-i kiramdan bazýlarý da o ziyafette hazýr bulunmuþtu. Akþam namazýnýn vakti gelince biri imam olmuþ, ( Kafirun) suresini yanlýþ okumuþtu. Bunun üzerine þu mealdeki ayet nazil odu: "Ey Mü'minler, siz sarhoþken ne söyleyeceðinizi bilinceye kadar namaza yaklaþmayýn." ( Nisa Suresi / 43) Bu suretle içki yalnýz namaz vakitlerine münhasýr ve ilk defa olmak üzere haram kýlýnmýþtýr. Artýk içenler onu yatsý namazýndan sonra içiyorlar, sarhoþluk zail olduktan sonra sabah namazýný, sabah namazýndan sonra da öðleyi, ikindiyi, akþam ve yatsýyý kýlýyorlardý. Itban bin Malik(r.a), bir evlenme ziyafeti verdi. Müslümanlardan nicelerini de davet etti. Saad bin Ebi Vakkas (r.a) da orada idi. Ziyafet yemeði için hazýrlanan kýzarmýþ deve kellesini yediler, içtiler, baþlarý iyice dumanlanýnca asalet iddialarýna kalkýþtýlar. Þanlý sahabi Saad (r.a) de kendi asaletini öven bir þiir okudu. Ensar'dan biri buna öfkelendi ve Saad (r.a) ile aralarýnda bir tartýþma çýktý. Saad'in baþý yaralandý. Saad (r.a) Hazretleri, Kâinatýn Efendisine koþtu ve o ensariyi þikâyet etti. Bunun üzerine Hazret-i Ömer (r.a) ellerini ulvilik âlemlerine açýp þöyle yalvardý: - Ya Rab! Þu içki hakkýnda bize kâfi bir açýklama yap!.. Ve Allah'ýn emri geldi. Hem de en þiddetlisi: "Ey iman edenler! Þarap, kumar (tapýnmaya mahsus) dikili taþlar, fal oklarý ancak þeytanýn amelinden birer murdardýr. Onun için bun (lar) dan kaçýnýn ki, muradýnýza eresiniz. Þeytan þarapta ve kumarda aranýza düþmanlýk ve kin düþürmek, sizi Allah'ý anmaktan ve namaz kýlmaktan alýkoymak ister. Artýk vazgeçtiniz deðil mi?" (Maide Suresi / 90-91) Ýmanýn billurlaþmýþ nurdan abidesi Hazret-i Ömer (r.a) gözyaþlarý içinde sesini yükseltti: - Vazgeçtik ya Rab!.. Ve bu ilahi emir imanlý yüreklere kurþun gibi iþledi. Bütün þarap küpleri devrildi ve kýrýldý. Öyle ki, Medine sokaklarýndan sel gibi þarap aktý. Artýk þarabýn tek damlasýný, rengi nasýldýr diye parmaðýnýn ucunu bile deðdiren olmadý. Kumar denilen afette ebedi olarak Medine ufuklarýndan atýldý. Þarabý, kumarý ve nice kötülüðü yasak edici emirlerle beraber, þanlý sahabiler, yasaðýn en derin hikmeti içinde, Allah tarafýndan çizilen mukaddes sýnýrlarýn kuþ uçurtmaz bekçileri oldular. Öyle ki, gece gündüz, zaman ve mekân boyunca Ýlahi hikmet denizinde murad kutbuna doðru yol aldýlar. Öyle bir dünya kuruldu ki, Cennet bulvarlarýný andýrýyordu. Ýslamýn altýnla doldurduðu kalpler, saffet ve ulviyet yataðý oldu. Kategori: EFENDÝMÝZÝN GAZALARI |