|
O günlerde Kureyþ kâfirleri, meclis evleri olan "Darü'n Nedve" yi doldurdu. Bir araya geldiler. Saatlerce konuþtular, tartýþtýlar, plan kurdular. Þeytan da Necidli bir ihtiyar þeklinde aralarýna girdi. Kâfirleri kýzýþtýrýyordu: - Gidiyorlar!... Bölük bölük gidiyorlar!.. Mekke'de ondan ve en yakýn bir iki kiþiden baþka kimse kalmadý! Ýþte sessiz bir sýyrýlýþla içimizden çözülüyorlar!.. Yarýn birden bire karþýmýza dikilmeyecekleri ve tepemize inmeyecekleri ne malum... Bütün bu gidiþlere razý olacak mýyýz? Ve karar verdiler: - Artýk ne pahasýna olursa olsun, Muhammed'i (s.a.v) öldürmeliyiz! Plan tamam... Gece varlýk nurunun evine baskýn yapacaklar ve uykuda o varlýk güzelini öldürecekler... Bir sürü kafir bu vazifeyi üstüne aldý.. Kureyþ müþriklerinin, Allah'ýn Resulüne karþý kurduklarý planý Kur'an-ý kerim þöyle beyan ediyor: "Bir vakit, o kâfirler, seni baðlayýp hapsetmeleri, ya öldürmeleri, ya da Mekke'den çýkarmalarý için sana tuzak kuruyorlardý. Onlar bu hileyi kurarlarken Allah, hilelerini baþlarýna yýkýveriyordu ( hilelerinden seni kurtarmýþ bulunuyordu). Allah, hilekarlara ceza verenlerin en hayýrlýsýdýr." (Enfal Suresi / 30) Hemen Cebrail geldi: - Ey Allah'ýn Resulü, dedi; Kureyþ seni öldürmeye ahdetti! Bu gece sen, her zamanki yataðýnda yatma! Bunun üzerine varlýðýn sebebi olan Cenab-ý Muhammed (s.a.v), Hazret-i Ali'ye, kendi yataðýna uzanmasýný emir buyurdular.. Hazret-i Ali (k.v) Allah Resulünün yataðýnda... Kendileri bir köþeye çekilip "Yasin" suresini okumaya baþladýlar. Sýra þu ayete gelmiþti: "Biz onlarýn önünden bir sed, arkalarýndan bir sed çektik. Böylece onlarý sarýverdik artýk göremezler." (Yasin Suresi / 9) Ayet-i celileyi okuduktan sonra ayaða kalktýlar. Hazret-i Ali'ye veda ettiler, kapýyý araladýlar ve sessizce dýþarýya süzüldüler. Peygamber evinin civarýnda karaltýlar... Hain bükülüþle, hançer hançer bakýþlar, etrafý kolluyor... Pencereden göz attýklarý odada, Kâinatýn Efendisini yatakta biliyorlar... Baþýna yorganý çekmiþ, Huzur ve sükûn içinde uyumakta... Efendiler Efendisi, hiç ses çýkarmadan kapýdan çýktý... Dudaklarýnda ve kalplerinde ayný ayet, yerden bir avuç toprak alýp, hain büzülüþ içinde bekleþen kâfirlerin yüzüne doðru serpti. Ve metanetle yürüyüp sokaðý bitirdi, köþeden saptý ve karanlýklar içinde uzaklaþýp gitti... Topraðýn serpildiði küfür delilerinden hiç biri en küçük bir þey hissetmemiþ, sadece görüþ ve anlayýþlarýnýn perdelenmesiyle kalmýþtýr. O kadar hissiz ve þuursuz varlýklar haline gelmiþlerdir ki, sanki önlerinden bir insan deðil, bir rüzgâr, bir gölge, bir buðu geçmiþtir... Muazzez sahabilerden Ýbn-i Abbas (r.a) diyor ki: - O gece Allah Resulü'nün saçtýklarý topraktan kimin üzerine isabet ettiyse o, Bedir cenginde kýlýçtan geçti... Saadethanenin çevresindeki kâfirler hala kapýdalar. Birden bire içeriye dalmaya cesaret edemeyip biraz daha vaktin geçmesini, ortalýðýn ýþýldamasýný ve yatakta farz ettikleri Allah'ýn Resulünün uyanmasýný beklediler... Hain kâfirlerin kör gözleri hep pencerede... Aralarýnda hiç konuþmadan, nefes bile almadan bekliyorlar... Uzaktan, týpký kendileri gibi kâfirin biri göründü. Küt küt yürüyerek geldi... Ve eliyle yerleþtirmiþ gibi, hissiz ve duygusuz bekleyen sefillerin önünde durdu. Karanlýk aðzýný açýp avaz avaz baðýrdý: - Ne bu haliniz? Kimi bekliyorsunuz? - Sus sus! Ne baðýrýyorsun? Ýçeriden duyulur! - Duyulacak veya duyulmayacak bir þey yok! Siz söyleyin ne bekliyorsunuz? - O'nu bekliyoruz! - Ne yapacaksýnýz? - Aný gelince içeri girip iþini bitireceðiz! Karanlýkta, yeni gelen sefil adamýn kahkahalarýndan þimþekler çakmaya baþladý. Adam, kâh kah, gülüyordu: - O, sizin hala beklediðiniz, çoktan çýkýp gitti! Ey sersemler, siz ayakta uyuyun, durun! Kâfirler dondu. Hep beraber kapýya yüklenip içeriye daldýlar... Kâinatýn Efendisinin mübarek yataðýnda bir vücut... Ellerinde kýlýç, ok ve kamalar, örtüyü çeki verdiler... Hazret-i Ali... Ýmanýn billurlaþmýþ nurdan abidesi Hz. Ali (k.v) mahmur gözlerini oðuþturuyor ve soruyor: - Ne istiyorsunuz? - O'nu Efendini! - Beklediðiniz çoktan çýkýp gitti! - Nasýl olur? - Oldu iþte! - Peki, nereye gitti? - Bilmiyorum! - Söyle! - Bilmediðim þeyi söylemeye memur deðilim! Suikastçý kâfirler ok gibi kapý istikametinde sokaða ve karanlýða saplandýlar... Her tarafý didik didik ediyorlar... Levlake levlak ufkunun nurlandýrýcý güneþi Cenab-ý Ahmed (s.a.v) en büyük sýddýkýyet ve teslimiyet örneði Hz. Ebu Bekir (r.a) Allah Resulünün bu þereflendiriþi karþýsýnda, hayrette, bütün gönlünü ve varlýðýný Alemler Efendisinin hizmetine sermiþ: - Buyursunlar, ey Allah'ýn Resulü!
- Medine'ye göç emri verildi, ya Eba Bekir, gidiyorum!
- Anam babam sana feda olsun; ben de beraber miyim, ey Allah'ýn Resulü?
- Evet, ya Eba Bekir! Sýddýk-i Ekber, saadetin son noktasýnda... Gözlerinde elmas elmas yaþ, rica ediyor: - Binilecek iki devem var! Biri senin, biri benim, ey Allah'ýn Resulü kabul buyur? Hz. Ebu Bekir (r.a) in nice hediyesini kabul etmiþ bulunan Kâinatýn Efendisi, bu defa, hicreti, nefsiyle ve malýyla tamamlamak için devenin parasýný ödeyip aldýlar... Hazret-i Ebu Bekir(r.a) in müstesna kýzý, ileride peygamber zevceleri arasýnda en müstesna Hz. Aiþe, babasý tarafýndan çaðrýlýyor: - Aiþe, yol eþyamýzý hazýrlayýn! Aceleyle giyecekleri ve yiyecekleri hazýrlanýyor... Allah'ýn Resulü ve Allah Resulünün en büyük dostu, yan yana, hemencecik yola revan oluyor... Mekke dýþýndalar... Uçsuz bucaksýz kum denizi... Ýki çift ayak kumlara batýp çýkýyor. Kumlar, bu iki çift ayaðý öpebilmek için, yürüdükleri istikamette, karýþ karýþ kuyruða girmiþ gibidir... Kategori: EFENDÝMÝZÝN HÝCRETÝ |