|
O, içinde Kâinat dolu mâna, O, varlýðýn sebebi olan Peygamber-i Ziþan susuyor. - Senden rica ederim; bana kaldýrabileceðimden ziyade yük yükleme! O, yine susuyor. - Kureyþ ulularý, neþrettiðin dinden vazgeçmeyecek olursan, aramýzda müthiþ ve kanlý bir boðuþma çýkacaðýný haber verdiler. O zaman, Allah'ýn Sevgilisi, Kâinatýn Fahri, hayal edilmez bir vakar, tevekkül, heybet ve irade tavrýyla amcasýna hitap ettiler: "Ey Amca! Vallahi bu iþi terketmem için Güneþ'i sað elime, Ay'ý da sol elime verseler ben yine onu býrakmam. Allahü Teala ya onu ( bütün cihana ) yayar, ya da bu yolda ölür giderim." Ebu Talib birden donup kaldý... Ve yüce Hakkýn Nebisi, uzun kirpikleri ýslak ve derin gözleri nemli geriye dönüp uzaklaþmaya baþladýlar... Kanýnýn her damlasýndan asalet fýþkýran, fakat bir türlü iman devletine ve Ýslam nimetine eremeyen asil amca, Kâinatýn Efendisi'nin arkasýndan koþtu. Onu durdurdu, kendisine çevirdi ve gönlünün derinliklerinden gelen bir samimiyetle haykýrdý: - Haydi git, Muhammed'im! Dilediðin gibi dinini yay!.. Allah üzerine söz veriyorum ki, ben seni hiçbir zor karþýsýnda yalnýz ve müdafaasýz býrakmayacaðým!.. Peygamberler Peygamberi Allah'ýn emirlerini tebliðde... Kureyþ kâfirleri, tehdit ve zorla onu davasýndan döndüremeyeceklerini anlayýnca, baþka yola baþvurdular. Ve dediler: - Sen soyca temiz, mevkice yükseksin. Bugünedek Araplar arasýnda hiç kimse senin yaptýðýný yapmadý. Sen aramýza ayrýlýk soktun. Bizi birbirimize düþürdün. Böyle hareket etmekten muradýn nedir? Halik-i Azim'in muhterem Peygamberi vakar ve heybet içinde müþriklerin periþan haline nazar ediyor. Onlar yine soruyorlar: - Maksadýn zengin olmaksa, sana istediðin kadar mal verelim. Kabileler arasýnda senden zengin kimse bulunmasýn. Mekke'nin ve bütün Arabýn hakimi ol!.. Yok, eðer asil ve soylu bir kadýnla evlenmek niyetinde isen, sana Kureyþ'in en güzel kadýnlarýndan birini verelim!.. Þayet cinlerin, þeytanlarýn þerrine uðramýþsan, seni bir tabibe götürelim, bu yolda her fedakârlýða katlanalým. Sen artýk bu davandan vazgeç!.. Ve bizi kendi halimize býrak! Hilkatýn fatihasý, Nübüvvetin hatimesi, insaniyetin melcei, hürriyet ve adaletin banisi, ins ü cinnin Peygamberi, Mahkeme-i Kübra'nýn þefaat tacý, Sidre-i Münteha'nýn hususi misafiri Cenab-ý Muhammed Mustafa ( s.a.v ) þöyle buyurdular: - Ben ne servet, ne satvet peþinde koþuyorum. Beni, aziz ve celil olan Allah bütün insanlara ( ve hususiyle size ) ihtarda bulunmak için göndermiþ bulunuyor... Siz putlara tapmaktan vazgeçiniz... Yaradan Allah'ý büyük tanýyýnýz... Bu dediklerimi kabul ederseniz dünya ve ahiretin saadeti sizindir. Kelimat-ý ilahiyeyi reddederseniz aramýzdaki davayý Cenab-ý Hak fasl edecektir... Kuduz kâfir Ebu Cehil atýldý: - Daha neler, daha neler!.. Âlemlere Rahmet olan Efendimiz (s.a.v): - Ey insanlar,dedi; göðün güneþini elime verseniz yine de davamdan bir nefes olsun geri durmam!.. Kâfirlerin nasýrlaþan ve kemikleþen vicdanlarýna mýzrak mýzrak saplanan Peygamber buyruðu... Kâfirler, zelil bir halde daðýlýp gittiler... Vicdanlarý ve ruhlarý kemikleþen kâfirler iþin vahametini anladýlar. Artýk ne korkutmak, ne hiçbir þey O'nu yolundan döndüremeyecekti. Ve ne pahasýna olursa olsun, Ebu Talib yeðenini korumaktan vazgeçmiyordu... Yeni bir teklif ve tertip: Kureyþ'in en güzel gençlerinden birini Ebu Talib'e vermek karþýlýðýnda Ýnsanlýðýn Efendisini almak... Ebu Talib'e gelip dediler: - Ne dersin? Sana Kureyþ'in en güzel ve sevimli delikanlýlarýndan birini versek, buna mukabil sen bize yeðenini versen... Aþk ve ihlâsla yeðenini seven, fakat bir türlü iman devletine eremeyen asil amca, kâfirlerin karanlýk suratlarýna karþý haykýrdý: - Hiç olacak iþ mi? Siz bana, kendi çocuðunuzu besletmek için vermek, benimkini de öldürmek için almak istiyorsunuz!.. Ebu Talib'in Nebiler Nebisi üzerindeki himayesi devamda. Kâfirlerin düþmanlýðý ise günden güne Ummanlaþýyor... Yüce Allah'ýn Âlemlere Rahmet olarak gönderdiði mukaddes insan ve onun karþýsýnda, fert fert, kabile kabile, oymak oymak dalaletini azgýn bir kavmiyet hýrsýnda ve putlarýn barikatý arkasýnda toplayan insanlýk... Çýldýran, kuduran insanlýk... Beterin beteri hal! Ýlahi tecelliye bakýnýz ki, Âlemlerin Efendisi de, bu kabilenin içinden çýkýyor... ve küfür zindanýnda kararan insanlýðý, su yerine, güneþle yýkamakla memur olduðunu haykýrýyor... Çileler, çileler... Ona ve onun etrafýnda pervaneleþen mü'minlere uzanan canavar pençesi eller... Kureyþ müþrikleri yine bir gün Kâbe'nin Hýcýr denilen yerinde toplanmýþlardý. Öfkeleri öyle kabarmýþ, öyle þahlanmýþtý ki, deli deli konuþuyorlardý. Tam o an Allah'ýn Resulü oraya geldi. Âlemin Fahrinin etrafýný çevirdiler ve kin fýþkýran gözlerle yiyecek gibi baktýlar ve avaz avaz baðýrdýlar: - Bizim dinimize, ilahlarýmýza dil uzatan sen deðil misin? Nebiler nebisi vakar ve heybetle cevap verdi: - Evet! Ben söylüyorum!.. Bu söz üzerine varlýðýn nuruna kurt gibi saldýrdýlar, yakasýna yapýþtýlar, onu boðmak istediler... Bu yürekler acýsý durumu Peygamber dostu Hz. Ebu Bekir'e haber verdiler: - Yetiþ, ya Eba Bekir! Arkadaþýný kâfirlerin elinden kurtar... Sýddýk-ý Ekber sýfatlý büyük insan yýldýrým gibi koþtu ve kâfirlerin karþýsýna dikildi: - Rabbim Allah! dedi diye onu öldürmek mi istiyorsunuz? Allah'ýn Sevgilisini kâfirlerin kanlý pençesinden kurtardý. Mücadele o kadar þiddetli olmuþtu ki, Kureyþ nasipsizlerinin elinde, boðuþtuklarý kahramanlarýn sakallarýndan parçalar kalmýþtý... Kâinatýn Efendisi buyurdular: - Býrak onlarý ya Ebu Bekir! Varlýðým yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, ben onlarý boðazlamak üzere gönderildim... Bu müthiþ mücadelede Hz. Ebu Bekir (r.a)' in baþý yarýlmýþ, kanlar fýþkýrmýþ ve sakalýnýn bir kýsmý yolunmuþtu... Yakubi'nin nakline göre: - Yine bir gün Allah'ýn Resulü Kâbe'de namaz kýlýyordu. Nasipsiz müþrikler çocuklarýna ve kölelerine emrederek âlemler müjdecisi secdeye vardýðý zaman, iki küreðinin arasýna kanlý iþkembe koydurdular ve hazlarýndan katýla katýla güldüler... Nebiyyi Muhterem'in hamisi Ebu Talib gelip bu çirkin hali gördü. Allah Resulüne sordu: - Ey kardeþimin oðlu, bu ne?
- Ýþte kavmimin bana reva gördüðü þey...
- Bu iþi kim yaptý?
- As b. Vail, Haris b. Kays ve diðer müþrikler... Asiller asili Ebu Talib'in yüreði yandý, içi hicran ile doldu ve birden bire kükredi: - Bu iþi onlarýn yanýna komam!.. Acele dönüp kýlýcýný kuþandý ve müþriklerin peþine düþtü. Kölesi de kendisini takip ediyordu. Nasipsiz kâfirleri yolda enseledi, kýlýcýný sýyýrýp haykýrdý: - Vallahi, sizden hiçbir kimse konuþmasýn! Yoksa, onu kýlýçtan geçiririm!.. Sonra kölesine emretti: - Haydi, o kanlý iþkembeyi þunlarýn karanlýk suratlarýna sür!.. Ve köle denileni aynen yaptý. Vicdaný kara kâfirlerin çarpýk suratlarýna güzelce sürdü... Müþrikler boyunlarýný eðip mýrýldandýlar: - Ey kardeþimizin oðlu! Bize yaptýðýn bu hakaret nedir? Ebu Talib kükredi: - Siz daha fazlasýna layýksýnýz!.. Kategori: EFENDÝMÝZÝN MEKKE DÖNEMÝ |