logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MUCİZELERİ

ŞAİRLER YERE SERİLDİ

Arap şiirinin ve kelam tılsımının baş abideleri...

Muallakat-ı Seb'a "Yedi askı" Kâbe duvarında asılı duruyor... Başta İmrü'l-Kays'ın şaheseri...

Belagat ta herkesi kemiklerine kadar eriten, gönülleri yakıp kavuran şu ayet nazil oldu:

"Ey arz suyunu yut; ey gök sende tut! Su kesildi, iş olup bitirildi, (gemi de) Cudi (dağının) üzerinde durdu. O zalimler güruhuna "uzak olsunlar" denildi. (Hud Suresi / 44)

İmrü'l-Kays'ın henüz hayatta bulunan kız kardeşi, bu ayetin belagati karşısında infilak etti, hemen Kâbe'ye koştu, kardeşinin şaheserini Kâbe duvarından tırnaklarıyla yırtıp indirdi ve haykırdı:

- Artık kimsenin bir diyeceği kalmadı. Kardeşimin şiiri de iftihar makamında duramaz!..

Ve bütün yedi askı, birbiri arkasından koparılıp toprağa serildi.

Bedevi Araplardan biri; "Sana emredileni açıkça bildir", manasına gelen ayeti duydu. İçini öyle müthiş heybet kapladı ki, hemen secdeye vardı. Ve haykırdı:

- Bu sözün fesahatine secde ettim!

İşte bu eşsiz kelâm, tek kelime okuyup yazmamış bir insanın diliyle geliyor ve insanlığı hayran bırakıyor...

Aşk ve takva kahramanı Hz. Ebu Zer:

- Ben kardeşim Enis'ten üstün şair tanımadım. Cahiliyet devrinin meşhur 12 şairini yenen adamdı o... Mekke'ye gidip Allah Resulünün haberini getirince ona sordu:

- Ya Enis; halk O'nun hakkında ne söylüyor?

- Şairdir, büyücüdür, kâhindir, diyorlar.

- Peki, senin fikrin ne?

- Halk aldanıyor. Onun getirdiği kelam hiç birine benzemiyor. Netice şudur ki, O doğru, onlar yalancı...

Risale-i Nur'dan:

"Evet, sabıkan bahsi geçmiş, avucunda küçük taşların zikir ve tespih etmesi "Vema remeyte iz remeyte" sırrıyla,

aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde, onları inhizama sevk etmesi "Ven şekkal kamer" nassı ile,

aynı avucunun parmağıyla, kameri iki parça etmesi ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi ve aynı el,

hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mucize-i kudret-i ilahiyye olduğunu gösterir.

Güya ahbap içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i sübhanidir ki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tespih ederler.

Ve düşmana karşı küçücük bir cephane-i Rabbanidir ki, içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı, küçücük bir eczane-i Rahmanidir ki hangi derde temas etse, derman olur.

Ve celal ile kalktığı vakit, kameri parçalayıp, kâb-ı kavseyn şeklini verir ve cemal ile döndüğü vakit Ab-ı Kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.

Acaba böyle bir zatın tek eli, böyle acayip mucizata mazhar ve medar olsa, O zatın, Halik-ı Kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile biat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?" (Bediüzzaman Said Nursi)