logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MİRACI

BEYTÜ'L MAMUR

Cenâb-ı Halil, Beytü'l Mâmûr'un kapısında bir kürsü üzerinde oturuyordu.

Beytü'l Mâmûr'a her gün, 70 bin melek girer, her girene de kıyamete kadar, geri dönmek sırası gelmez...

Allah'ın Sevgilisi, kapılarından sayısız meleklerin girip çıktığı "Beytü'l Mâmûr" u temaşa ediyor. Ve kendisine bir kâse süt, bir kâse şerbet, bir kâse bal uzatıyorlar. Nebiyi Muhterem sütü alıyor ve içiyor.

Cebrâil:

- Ey Allah'ın Resulü diyor; sen fıtrî ve tabii olanı seçtin. Sen de, ümmetin de doğru yola iletildiniz!..

Ve yine Cebrâil ile yükseklikler âlemine çıktılar. Sidretü'l-Münteha denilen kâinat hududuna vardılar. Bu nokta, akıl ve kıyas âleminin son haddidir...

Bu noktada Cebrâil durdu ve şöyle dedi:

- Ben buradan ileriye geçemem!

- Niçin?

- Yanarım!

- Peki nasıl geçilir ilerisine?..

- Aşkla...

Ve Allah'ın Sevgilisi, topyekûn zaman ve mekânın ve bütün mahlûkatın peygamberi, kendisini, tek başına nur çağlayanının içine bırakıp en büyük tecellîlere nâil olurlar...

Daha neler gördüler, neler?..

"Bir feza oldu o demde rûnüma,
Ne mekân var anda ne arz-u semâ"

Ve şu mübarek ayetlerden süzülen manalara bir göz atalım:

"O, en yüksek ufukta idi. Sonra, yaklaştı. Derken sarktı. İki yay kadar, daha da yakın oldu da kuluna, vahiy ettiğini etti. Onun gördüklerini kalbi yalanlamadı. Şimdi siz onun bu görüşüne karşı kendisiyle mücadele mi edeceksiniz?

And olsun ki onu diğer bir defa da Sidretü'l-müntehânın yanında gördü o, ki Cennetü'l-me'va onun yanındadır. O gördüğü zaman Sidreyi bürüyordu onu bürümekte olan. (Peygamberin) göz (ü, gördüğünden) ağmadı, (onu) aşmadı da. And olsun ki o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını görmüştür." (Necm suresi-17-18)