logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MEKKE DÖNEMİ

EBU FÜKEYHE

O da Hazret-i Bilal-i Habeşi gibi köleydi. Bilal-i Habeşi ile birlikte iman devletine ermiş bahtiyarlardandı...

Müşriklerden bir grup onu, öğlenin en şiddetli sıcağında çıkarıp bağlarlar, üzerine, demirden elbise giydirirler, Randa'da yüzükoyun yatırırlar, sırtına veya göğsüne kocaman bir taş koyarlardı... Gökte fıkırdayan güneş, yerde kaynayan kum, göğsünde koca taş, sırtında akrep dişli demir elbise... Bu müthiş azap içinde yanar da yanardı. Aklı başından gider, dili ağzından sarkardı. Sırtlan yürekli kâfirler sevinç çığlığı atardı:

- Öldü artık!

Fakat öldürmeyen Allah öldürmezdi...

Yine ayağa kalkar yine "Allah bir" diye haykırırdı...

Kuduz kâfirlerden Ümeyye b. Halef bir gün, bu iman arslanının ayağına ip bağlattı. Onu, Ramda'ya kadar sürükledi. O masum mümin, bitkin bir hale geldi...

O sırada küfür delisi Ümeyye'nin gözüne bir kara böcek ilişti. Onu tutup Ebu Fukeyhe'ye gösterdi ve dedi:

- Senin Rabbin bu değil mi?

Ebu Fukeyhe bir aslan heybetiyle gürledi:

- Sus a ahmak kâfir! Benim rabbim Allah'tır. Beni de, Seni de, o böceği de yaratan odur!...

Ümeyye deliye döndü, hemen Ebu Fukeyhe'nin boğazına sarıldı, sıktı sıktı, sıktı...

Kardeş, Ubeyd b. Halef de küfrünü kusmakta gecikmedi:

- Ey Ali'nin babası, dedi; arttır onun azabını, Muhammed (s.a.v ) gelip onu, sihri ile kurtarıncaya kadar arttır!

Kâfirin kanlı pençesi Ebu Fukeyhe' yi bayıltmıştı. "Öldü!" diye bırakıp gittiler...

Yine Sıddık-ı Ekber yetişip onu da satın aldı ve azad etti...