logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MEKKE DÖNEMİ

ŞENAAT

Levlake levlak hitabının mazharı ve iki cihan güneşi Cenab-ı Muhammed Mustafa'ya gösterilen eza ve hakaret, en dipsiz şenaata kadar varmaktadır.

Yine bir gün Allah'ın Sevgilisi Kâbe'de namaz kılıyordu. Secdeye varınca, Udbe b. Ebi Muayt isimli nasipsiz, koştu Allah Resulünün ridasını toparladı ve boynuna doladı. İki cihan güneşini boğmak için sıkmaya başladı... Yine Hazret-i Ebu Bekir (r.a) yetişti. Canavar suratlı kâfiri omuzlarından tutup yere fırlattı ve haykırdı:

"Siz bir adamı, Rabbim Allah diyor diye öldürecek misiniz? Hâlbuki O, Rabbinizden apaçık mucizelerle gelmiştir. Bununla beraber O (zannettiğiniz gibi) bir yalancı ise yalanın vebali kendisinedir. Fakat, davasında sadık ise, elbette, sizi korkutup durduğu azapların bir kısmı olsun gelir, dokunur. Hiç şüphesiz, Allah, haddi aşan iddiasında yalancı olan kimseyi doğru yola yöneltmez..." (Mümin Suresi / 28)

Allaha giden büyük çile yolu işte böyle açıldı. Kureyş kâfirleri, artık ellerinden ve hayallerinden gelen her çirkinliği işlemekte...

Nadr b. Haris isimli kâfir, bir gün Nebiyyi Muhterem'i Hacun yokuşunun dibinde yapayalnız gördü. Ve başına devlet kuşu konmuş gibi sevindi:

- Ben, dedi; onu bugüne kadar böyle bir yerde yakalayamamıştım. Şimdi tam zamanıdır. Onun canını alayım da muradıma ereyim!..

Bu düşünceler içinde Allah Resulünün yanına kadar sokuldu. Tam kılıcını sıyırıp hamle edecekti ki... Evet, tam o an, Allah Resulünün mukaddes başı üzerinde ağızlarını açmış kuyruklarını sallayan aslanlar gördü... Nerede ise olduğu yere yığılıp kalacaktı... Tabana kuvvet kaçtı... Doğruca Ebu Cehil'in yanına vardı...

Ebu Cehil, bir bakışta onun başına bir felaketin geldiğini anladı:

- Nereden geliyorsun?

Nadr cevap verdi:

- Muhammed'in yanından!

- Peki, bu halin ne?

- Onun aslanları beni parçalayacaktı...

- Evet, buda, onun bir sihridir...