logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN GAZALARI

RAMAZAN VE ORUÇ

İbâdet istikametinin Kâbe'ye bağlanışından bir ay ve Hicret tarihinden 17 ay sonra, 18. ayda Ramazan orucu farz kılındı. Fıtır sadakası vâcip oldu...

Bu hususta indirilen âyetlerde şöyle buyruldu:

Ey iman edenler! Sizden evvelki (ümmet) lere farz kılındığı gibi size de (Takvâya eresiniz, nefsinize hâkim olasınız diye) oruç farz kılındı. (Bakara Suresi / 183)

Oruç, Allah için bütün nimetlerden el çekip bütün gün aç ve susuz kalmanın ulvi rejimi... Nefis denilen içimizdeki canavarın, sene de bir ay, gündüzleri aç ve susuz, demir parmaklık içine alınması ve bütün kükremelerine, çığlıklarına arka çevirilmesi... Ve onun bir damla sudan bile mahrum edilmesi.

Oruç, nefsi kırbaçlamanın en tesirli vasıtası... Ve maddi manevi sayısız nimetin kaynağı...

Allah'ın Resulü orucun faziletine temas ederek buyuruyorlardı ki:

Âdemoğlunun her ameli kat kat sevap alır. Bir iyilik on misline, tâ yediyüz katına kadar yükselir. Aziz ve Celil olan Allah buyuruyor ki: Ancak oruç böyle değildir. Çünkü o, benim içindir ve sevabını da ancak ben takdir ederim. Oruçlu şehvetini ve yemesini benim için terk ediyor. Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, iftar ânında, diğeri Rabbine kavuştuğunda... Andolsun ki, oruçlunun ağzının kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.

Diğer bir hadisde de şöyle buyuruluyor:

- Cennette REYYÂN denilen bir kapı vardır. Kıyamet günü o kapıdan oruç tutanlar girer, başkası giremez. Oruçlular çağırılır; hepsi girdikten sonra kapı kapatılır ve başka hiçbir kimse giremez...

Ve:

Ramazan ayında inanarak, sevabını Allah'tan bekleyerek oruç tutan kimsenin geçmiş günahları af olunur.