logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN GAZALARI

ONBİN KANDİLLİK ATEŞ

Nurdan bir ırmak gibi akıp gelen Peygamber ordusu Mekke'ye inen tepeler üzerine kondu.

Gece, Mekke'ye hakim mevkiler bir bir tutuldu. Asker gözden geçirildi. Kol kol sancaklar ve bayraklar dağıtıldı ve

Allah'ın Resulü orada, sahabilerine, onbin yerde ateş yakmalarını ferman buyurdular.

Ateşler yakıldı. Kandiller yıldız yıldız pırıldadı.

Mekke'nin tepelerine yıldız mı yağmada, güneş çeşmesi mi akmada, ay mı öpücükler göndermede?..

Bu, kandil kandil gökleri aydınlatan ışıklar nereden?

Mekke, olanca ahalisiyle hayrette. Bu şenlik, bu donanma, bu şehrayin neyin nesi?

Mekke ahalisinin o ana kadar hiçbir şeyden haberi yok. Kainatın Efendisinin büyük bir orduyla yola çıktığını haber almışlardı, fakat ta yakınlarına kadar gelip sokulduğunu bilmiyorlardı. Bu da neydi böyle?..

Bütün bu hareketin kendilerine karşı olmasından endişeye düştüler. Ve bu manzara karşısında Kureyş'in etekleri tutuştu.

Çıldıracak bir hale geldi. Hemen eman dilemek üzere reisleri Ebu Süfyan bin Harb ile Hakim ve Bedil'i, İnsanlığın Efendisine göndermek istediler ve Ebu Süfyan'a dediler:

- Hemen yola çıkınız; Muhammed'e yolda rastlayacak olursanız bizim için ondan eman alınız!..

Ebu Süfyan henüz yola çıkmıştı ki, ateşler birdenbire parlayıverdi.

Ebu Süfyan çığlığı bastı:

- Bu ateşler de nedir, şenlik ateşlerine benziyor!

Bedil bin Vereka atıldı:

- Beni Amr kabilesinin ateşleri olabilir, herhalde Mekke yakınına gelen onlardır!

- Olmaz, Beni Amr kabilesi bu ateşlerin gösterdiği kadar çokluk değildir.

Biraz yürüdüler ve Peygamber ordusunun öncülerinden bir karakola çattılar. Karakoldaki mücahitler Ebu Süfyan'ı yakalayıp Allah Resulünün huzuruna çıkardılar. Kainatın Efendisi, cihana hayat veren bakışlarıyla buyurdular:

12