logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN ÇOCUKLUK YILLARI

ABDÜLMUTTALİB'İN VEFATI

Âlemlere rahmet olan Cenab-ı Mustafa sekiz yaşlarındayken de büyük babası Abdülmuttalib öteler âlemine göçtü. Vefat ettiği zaman 80 yaşını aşmış bulunuyordu. O'nun vefatıyla Mekke şehri matemlere büründü...

Peygamber dedesi Abdülmuttalib, ruhunu teslim ederken, oğullarından Ebu Talib'e şöyle dedi:

- Ey Ebu Talib! Bu oğlumu sana emanet ediyorum. Ona iyi bak, onu gözünün nuru gibi koru!..

Resuller serverinin muhterem pederi Abdullah ile Ebu Talib, ana ve baba bir kardeş...

Ebu Talib, aynı zamanda nur çocuğunun da amcası...

Ecel rüzgârı can kandilini üflemek üzereyken mübarek torununun yüzünü ve gözünü öpen, saçlarını tel tel okşayan, yanaklarını koklayan Abdülmuttalib'in son sözü;

- Ben âlemde böyle pırıltılar saçan güzel bir yüz ve böyle güzel koku nedir, bilmiyorum!...

Nebiler serverinin dedesi Abdülmuttalib, Allah'a çok bağlı bir insandı. Gönlü İlâhî neşelerle doluydu. Kötülüklerden sakınır, ahirete inanırdı. Verdiği sözü mutlaka yerine getirirdi. Kureyş'in ulusu, Mekke'nin kadısıydı. Hırsızlık edenin elini keser, kız çocuklarının öldürülmesini yasaklardı. Ramazan girince, Hira Dağı'na çıkar, gönül coşkunluğu içinde ibadet ederdi. Hira'da ibadete ve inzivaya çekilmeyi ilk defa O adet edinmişti...

Kureyşliler ona, İkinci İbrahim, derlerdi...

Asalet timsali Abdülmuttalib, ölüm döşeğinde upuzun yatmakta... Hayat gözleri "İşte söndüm ve sönüyorum!" dediği bir dem... Kızlarını başucuna çağırdı ve dedi:

- Benim aziz yavrularım! Benim için okuyacağınız mersiyeleri merak ediyorum!

Kızlar, tam altı kız, Kâinatın Efendisinin halaları; Asalet ve zarafet timsali, Kureyş'in namlı kadın şairlerinden altı kız, sırasıyla gönül incilerini bir bir sundular. Billur bir pınar gibi çağlayan şiirler Abdülmuttalib'in gönlüne döküldü. Abdülmuttalib, bu şiirleri dinleye dinleye, bir ahenk dalgalanışı içinde mesut ve bahtiyar gözlerini yumdu...

Abdülmuttalib'in ölümünde bütün Mekke çalkalandı. Çarşı ve pazar birkaç gün kapalı kaldı, adeta hayat durdu. Cenaze götürülürken, mahzun ve muzdarip yürüyen, inci inci gözyaşı döken kalabalıklar arasında yakıcı, kül edici bir manzara: Tabutun hemen peşi sıra masum ve mütevekkil, başı eğik ve gözleri ayaklarında, yavaş yavaş adım atan anne, baba ve büyükbaba yetimi Âlemin Fahri Nur Çocuk... Sonsuzluğa eriş ve sonsuzlukta oluş sırrının mukaddes rejimini nokta nokta çizmeye memur, Allah Sevgilisi... Tek damlasına kâinatın feda olacağı gözyaşı pırıltılarıyla büyük babasının tabutunu teşyi ediyor... Kim bilir, neler duyup, nasıl yandığını?..

İleride bir gün sahabîleri Allah Resûlünden soracaklar:

- Ey Allah'ın Resûlü! Dedeniz Abdülmuttalib'in ölümünü hatırlıyor musunuz?

Şu cevabı alacaklar:

- Evet hatırlıyorum! Ben o zaman sekiz yaşında idim...