logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN ÇOCUKLUK YILLARI

ALLAH'IN RESULÜ DEDESİYLE

Altı yaşında anneden de öksüz Alemlerin Efendisini, dedesi Abdülmuttalib bağrına bastı. Gece gündüz hep o güzelin hizmetinde bulundu. O'nu altın başaklı bir lale gibi koklayıp duruyordu. Çocuklarından hiç birisine göstermediği şefkat ve sevgiyi ona gösteriyordu.

Kâbe'nin gölgesinde kendisine mahsus olan ve hiç kimsenin oturmasına müsaade edilmeyen minberinde nur-u cihan, dedesiyle birlikte oturuyordu. Dedesi, cennetten gül toplayan O güzellik dilberinin mukaddes yüzüne bakmaya doyamıyordu. Amcalarına da şöyle diyordu:

- Bırakın oğlumu! Onun şanı yücedir!..

Ümmü Eymen'e de sıkı sıkı tembih edip, Varlık Nuru'nu naz ve niyazla büyütmesini istiyordu.

Ümmü Eymen şöyle anlatır:

Bir gün, Allah Resulüne bakarken dalmışım. O yanımdan uzaklaştığı halde farkında olmamıştım. Abdülmuttalib'in birdenbire başıma dikildiğini ve haykırdığını gördüm:

- Ey Bereke, ey Bereke!

- Buyur, efendim!

- Oğlumu nerede buldum, biliyor musun?

- Bilmiyorum.

- Ben O'nu Sidr ağacının yakınlarında çocukların yanında buldum...

- Orada işi ne imiş?

- Gitmiş işte!

- Bir daha böyle hataya düşmem...

- Ey Bereke! Oğlumdan gaflet etme... Ehl-i Kitap benim oğlum hakkında bu ümmetin peygamberi olacak diyorlar...

Yine bir gün, insanlığın tacını dedesi, kaybolan devesini bulmaya göndermişti. Nur çocuğun dönüşü gecikti. Abdülmuttalib telaşlandı, hemen Kâbe'ye koştu ve tavafa başladı:

- Ey Allah'ım dedi; Muhammedi bana geri çevir!

Bir müddet sonra Allah'ın sevgilisi deve ile çıkıp geldi. Abdülmuttalib yerinden fırladı ve mukaddes torununu en coşkun bir vecd içinde kucakladı:

- Yavrucuğum! Sana o kadar ah ü figan ettim ki artık ben, bundan sonra ölünceye dek seni kendimden ayırmayacağım! Vallahi, bundan sonra seni bir yere göndermeyeceğim!..