logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN ÇOCUKLUK YILLARI

NUR ÇOCUĞUN MEKKE'DE DEDESİNE TESLİMİ

Bu dehşetli haber üzerine Halime ile Haris dışarı fırladılar. Allah'ın Resulünü gülümser bir halde buldular. İkisi birden:

HAŞİYE:

Bu hadiseye Kur'an-ı Kerim'de şu ayet ile işaret edilmektedir:
"(Habibim) göğsünü senin (faydan) için (açıp ta) genişletmedik mi? (Genişlettik)."

Ahmed bin el-Mübarek anlatıyor:

Abdü'l-Aziz ed-Debbağ'a sadr-ı şerifin kaç defa yarıldığını sordum. Çünkü bu husustaki hadisler muhteliftir. Müşarün ileyh bana şu cevabı verdi:

"Üç defa. Birincisi sütannesi (Halime) nezdinde iken. O vakit ondan şeytanın nasibi çıkarılıp atıldı. Bu nasip emre muhalefet, heva ve hevese mütabaattan ibaret olan türabi lezzetlerin iktiza ettiği bir şeydi. İkincisi yirmi yaşında iken. O vakit ondan havatır-ı redie koparılıp atıldı. Üçüncüsü de Peygamberliği zamanında."

(İbnü'l-Mübarek) diyor ki: "Bir çok hadislerin zahiri bu üçüncü yarılmanın Mi'rac gecesi vaki olduğu merkezindedir" dedim. Hazret: "Öyle değil" buyurdu ve ilave etti: "Yarma aletsiz, kansız oldu. Yarığın bitişmesi de yine aletsiz ve ipsiz yapıldı. Bu hususta Resul-i Ekrem (s.a.v.) hiçbir ağrı duymadı. Çünkü bu, Rabbin bir işi idi."

- Ey yavrucuğum, dediler; sana ne oldu?

Nur çocuk cevap verdi:

- Beyaz elbiseli iki kişi gelip beni yere yatırdılar. Karnımı yardılar. Karnımda bilmediğim bir şey aradılar.

Halime ve zevci, ebedi hayat müjdecisini alıp evlerine döndüler...

Ve nur çocuğu haleleyen harikuladeliklerden ürktüler.

Haris:

- Ey Halime, dedi. Ben, bu çocuğun başına bir felaket gelmesinden korkuyorum! Başına gelecek hal, meydana çıkmadan önce onu annesine götürüp teslim et!..

Halime hatun, Kainatın Tacı'nı alıp Mekke'ye getirdi. O'nu, geceleyin kalabalıkta kaybetti. Acılar içinde oraya buraya koştu, her yeri aradı, fakat Nur Çocuğu bulamadı. Hemen Abdülmuttalib'e baş vurdu:

- Muhammed'imi kaybettim! Vallahi, şimdi O'nun nerede olduğunu bilmiyorum!

Allah Resulünün dedesi Abdülmuttalib canevinden vuruldu. Gözlerinde biriken yaşlar iplik iplik sakalına aktı. O da tıpkı Halime gibi her tarafı aradı. Allah Resulünü bulamadı. Nur çocuk kaybolmuştu. Nereye gitmiş, nasıl gitmiş belli değildi... Abdülmuttalib çaresizlik içinde kıvrandı ve ellerini açıp Allah'a dua etti:

- Allah'ım! Muhammed ismini ona sen taktın. O'nu bana lütfet, geri çevir!..

Rivayete göre: Varaka bin Nevfel ile bazı Kureyşliler de nur-u cihanı aramaya çıkmışlardı. O'nu Mekke'nin yukarı mahallesinde buldular. Elinden tutup Abdülmuttalib'e götürdüler:

- Bu oğlunu, Mekke'nin yukarı taraflarında bulduk. O'na: Sen kimsin? Diye sorduk O da şöyle dedi:

- Ben, Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın oğluyum!

Abdülmuttalib'in gözlerinde saadet ışıkları yandı. Varlık Nuruna hayran hayran baktı ve:

- Yavrucuğum, dedi, ben senin dedenim. Canım sana feda olsun!!..

Ve hemen O güzeller güzelini bağrına bastı, doya doya öptü, gözlerinden inci taneleri gibi sevinç yaşları akıyordu... Allah'ın Resulü de bu heyecana dayanamamış o da ağlıyordu... Birlikte eve döndüler... Nur çocuğun dedesi Abdülmuttalib bu sevincini herkesle paylaşmak için koyun ve sığır kestirip güzel bir ziyafet çekti... Şu mübarek ayet-i celile de bu hadiseye ışık tutuyor:

- Rabbin seni (çocukluğunda) gaib olmuş bulub da yolunu doğrultmadı mı?