logo

logo

ALEMLERİN HÜZÜN YILI

PEYGAMBERİMİZİN İRTİHALİ

Sahabeler imama uymakta devam.

Kendileri de Sıddık-ı A'zam'ın yanına durdular.

Namaz, içlerinde Allah'ın Sevgilisi, Ebu Bekir'in arkasında kılındı.

Sahabelerin heyecanı sonsuz. Namazdan sonra bir kaynaşma. Hem de en yakıcı ümidin verdiği kaynaşma.

Gönüllerden dökülen mani:

Sensiz canı neylerim,
Bu cihanı neylerim.
Binlerce derdim olsa,
Ben dermanı neylerim...

Sahabeler, Peygamber şifaya kavuştu ümidiyle saadetten uçarken, Kainatın Efendisi, yakınlarının kolunda, dudaklarında ilahi tebessümler, hücrelerine dönüyorlar.

Ordunun genç kumandanı yine geldi.

Ona hayat bahşeden gözlerle bakıp dediler:

"Artık, Allah'ın bereketiyle git!"

Birden hastalığın müthiş darbeleri iniyor ve ağırlaşıyorlar.

Elleri suda hep yüzlerini siliyorlar.

Derin ve içli Fatıma(r.a), varlığın sebebi olan Mukaddes babasına sokuldu.

Baba ve kız göz göze ve Hz. Fatıma'dan tüten ızdırap buram buram yükseliyor.

Kızına nazar edip dünyanın en hisli ve içli sözünü söylediler:

"Üzülme kızım! Babana bu günden sonra acı yok!"

Demek ki can güneşi ölüm ufkuna yaklaşmış, demek ki bugün son günleri.

Zaman zaman mübarek elini suya batırıyor, yüzünü ıslatıyordu. Çok da ıztırap çekiyordu. Ve şöyle diyordu:

Lailahe İllallah! Ölümün de şiddetleri var! Ya Rabbi! Ölüm korkularına dayanmak için bana yardım et!

Allah'ın en Sevgili Resulü bile ölümün şiddetinden korkarsa, ya bizim halimiz nicedir? O son anı düşünüp irkilmeyen gafiller hayat yükünü karın tokluğuna çektiklerinin farkında değildir.